·120 syf.··Beğendi
···Okunma: 29 Mart 2022 10:38 Okuduğum ilk edebiyat-tiyatro türü.Ve iyi ki bu kitaptan başlamışım. Her kitabın hayattaki her karşılaşma gibi asla tesadüf olmadığına,tam zamanında karşımıza çıktığına inanıyorum.
Diyaloglar fazlasıyla etkiledi. Okuyan çoğu okurun da benim gibi sorguladığı kavramlarla karşılacağını düşünüyorum. Beckmann fazlasıyla duygusal ve sorgulamanın hakkını veren bir kahraman,benim kahramanım. Fazlasıyla etkiledi beni. Almanya’da geçen bir tiyatro eseri oluşu,anneciğime böyle özlem doluyken: ”Annemi özledim!Evimizi özledim!”diyaloglarında ağladım. Gelip anne-babasının ölmüş olduğunu öğrendiği babaocağı artık hıçkıra hıçkıra ağlamaya zorladı. Evim , yuvam annemin ekmeği, sıcak çorapları dediği kapının yine dışında kalmıştı, dışında kaldığı diğer kapılar gibi. Beckmann’la ağladım,hıçkırdım,kızdım insanların duyarsızlıklarına. Sorguladığı her şeyde hak verdim ona, keşke herkes sorgulayabilseydi de dünya daha yaşanır yer olsaydı.
Wolfgang Borchert’ın yaşamını okuyunca, Beckmann aslında yazarın kendisiydi galiba dedim. Bu kıymetli eserinin ve diğer eserlerinin yayınlandığından binlerce seyircisinin ve okurunun oluşundan habersiz hasta ve mutsuz ölüşü beni derinden yaraladı. Kıymetli eserleri bırakanların hayattayken bunu bilmemeleri ve öldükten sonra kıymetlenilen eserleri onları ne kadar mutlu eder bilemiyorum. Wolfgang Borchert seni bir gün ziyarete geleceğim. Sana ağlayacağım çok şey var sanki.Ve bir laterne yakacağım senin karanlık caddeni aydınlatmak için. Seni iyi ki tanıdım…
Eserde o ihtiyaç duyduğu ışığın geçtiği diyalog:
“BECKMANN. Kalkıyorum. Benim için yanan lâmbasın sen. Yalnız’ benim için. Biz birlikte yaşıyacağız. Karanlık sokakta biz kol kola gideceğiz. Gel, birlikte yaşıyalım, kol kola yürüyelim.
KIZ. Evet, karanlık sokakta bir senin ışığınım ben.”