·272 syf.··Beğendi
···Okunma: 03 Mart 2022 00:00 2017 yılında Nobel Edebiyat ödülü alan Japon asıllı İngiliz yazar Kazuo İshiguro'nun yazdığı distopik bir eserdir.
Kitapla ilgili belki de sormamız gereken sorulardan biri şudur: Ütopyalar bile yıkıcı olabilir mi?
Kitapta, kendi yaşamlarımızdan bambaşka koşullarda ve dünyalarda cesurca kurduğumuz ütopyaların, sadece zihinlerden öteye geçemeyen birer hayal ürünü olduğu gerçeğini zorlayıcı koşullarda idrak etmemizin hayatımıza ne tür yıkıcı tesirler getirebileceğini görmekteyiz.
İnsanoğlu her daim içinde nefes almayı sürdürdüğü dünyayı kabul edip onu yaşamak zorundadır. Yaşamdan ölüme dek hayatın belirli noktalarda eline verdiği oyuncaklarla oyalanıp durmak zorundadır; fakat tüm bunları yaparken sanki tüm bu şeylere karşı isyan etmeyelim diye bizimle aynı yolda hayallerimiz de yürümektedir diyebilir miyiz?
Ne yazık ki bu hayaller ütopyalardan öteye geçemeyen düşüncelerdir; fakat bundan daha yıkıcı olan tesir ise, tüm bu ütopyaların hayatımız boyunca bizimle gelecek olmasıdır. Kafesteki bir kuşa başka hiçbir yeri göstermeden onu orada tutmak büyük bir kötülük gibi görünmektedir. Fakat bu kuşa hayatının belirli dönemlerinde çok kısıtlı sayılarda ağaçlarda ve bahçelerde uçma izninin verilmesi ona daha büyük bir kötülük olabilir mi?
İşte bizler insanoğlu olarak hem kafesin içindeyiz hem de hayallerimizde ormanlarda ve bahçelerde sonsuza kadar uçup gitmekteyiz. Ne yazık ki bizimle beraber gelen bu hayaller, ulaşılmaz birer ütopyaya dönüştüklerinde içinde bulunduğumuz kafesi idrak ederiz. Hayatımız boyunca gerçeklikten uzak hayalleri hep izlemek zorunda kalırız; çünkü ne yazık ki örneğini verdiğim kuş gibi unutkan değiliz. Ve ulaşılamamaktan başka bir kaderi olmayan bu hayaller her defasında içinde yaşadığımız umutsuz dünyanın gerçekliğini bir tokat gibi çarpar yüzümüze.
Yaşamamızın bize sunduğundan kaçış yoktur ama sanki bizler hep bir kaçış varmış gibi yaşarız ve kendimizi bu şekilde kandırırız. Bizler yaşamakla yükümlü olduğumuz hayatı hem idrak etmişizdir hem de idrak etmemişizdir. Bizler her zaman idrak etmemiş gibi yaşamayı seçeriz çünkü başka çaremiz yoktur. Her daim başka dünyaların olduğuna ikna etmekle uğraşırız kendimizi. Yaşamamızı buna göre şekillendiririz. Kitap okuruz, müzik çalarız, oyunlar oynarız, gezeriz, yeni yerler görürüz. Attığımız her adımda, yediğimiz her yemekte, yaptığımız her gelecek planında bizlere sunulmuş olan hayata karşı bir mücadelenin ruhu vardır, bizler farkında olmasak bile; fakat bunların hiçbiri yaşadığımız dünyanın gerçekliğinden bizleri koruyamaz. Ve elbet bununla yüzleşiriz. Ve bir Ütopyaya bağlı kalmak içimizde bulunduğumuz dünyadan duyacağımız nefreti daha da körükler.
En sevdiğim ve benim için en özel olan yazar Albert Camus'nun dediği gibi ' İnsan eninde sonunda her şeye alışır '.
Kanımca sanki Kazuo İshiguro da buna kendinden ilave edercesine bizlere başka bir soru sordurtuyor: ' İnsan alıştığı şeye alışmamış gibi yaşayabilir mi? '
Peki konuya biraz daha farklı bir cepheden yaklaşırsak, acaba her şeye saçma diyen bizim Camus'nün meşhur başkaldırısı Kazuo Ishiguro'ya saçma gelmiş olabilir mi? :)