Kitabın ana karakteri olan Martin Eden’ı tam yeni tanıdım derken kitabın bitmesiyle büyük hüsrana uğradım çünkü su gibi akıp giden bir karaktere sahip olduğunu söyleyebilirim. İncelemeye başlamadım önce bir itirafta bulunayım spoiler vermeden bu eseri inceleyecek kadar yeterli tecrübeye sahip değilim. Ona göre okuyun ki hayat mücadelesi veren o güzel yüreğinizi bir de ben kırmak istemem.
Kitapta Jack London’ı, Martın Eden kişiliğine bürünmüş olarak görüyorsunuz. Yirmili yaşlarda olan Bay Eden tabiri caizse halk tabakasından bir genç. Denizcilik ile uğraşırken bir olay sonucunda başta Bayan Ruth’un kardeşi Arthur ile daha sonradan ailesi ile tanışıyor.
Ona duyduğu ya da duyduğunu sandığı aşk onu yazılar yazmaya itiyor. Başarılı bir yazar olmak için disiplinli bir çalışma başlatıyor. Büyük hayranlık duyuyorum onun azmine. Ruth'un dünyasına ait olma mücadelesine giriyor ve onun amacına uluşmak için sizde kendinizi bir çaba buluyorsunuz.
Bir aşk insana neler yaptırır? Aşk sandığımız şey aslında nedir? Amacımıza ulaştığımız anda daha mı mutlu olacağız yada amacımıza ulaştığımızda sadece mutlu kalabilecek miyiz?
sorularının cevabını alıyoruz eseri okurken...
Martin Eden ait olduğu sınıftan kopma mücadelesi verirken burjuva (Burjuva; köylü, işçi ya da soylu sınıfına dâhil olmayıp, sosyal statüsünü ve gücünü, eğitiminden, işveren konumundan ve zenginliğinden alan kentli kişi.) sınıfını da tanıyor, eski sınıfına da yabancı kılıyor ve her iki sınıfdan uzaklaşmayan başlıyor. Bu durum onu hayata daha da yakınlaştıracak diye düşünürken tam bir uzaklaşmanın yaşandığını görüyoruz.
"Yalnızlığını daha güçlü ve kendini daha yorgun hissetti." sy.198
Zor durumda kaldıkça nelere sığınırsınız hayatta? İstemsizce bu soru karşısında hep kitaplar gelir aklıma. Martin'i bu yönden kendime benzettim. Eminim siz de benliğinize ait birçok parça bulacaksınız.
Ama okumak insanı sadece mutlu kılmıyor. Aksine daha çok düşünmesini, hayata ve insanlara dair daha çok kafa yormasını sebep oluyor, bu da beraberinde mutsuzluk ve huzursuzluğu getiriyor.
"Bir sürü kitap okudu ama içindeki huzursuzluk azalmak yerine daha da büyüdü. …
Okudukları açlığını daha da arttırdı." sy.55
Kitabı okurken Ruth'un ailesinin tavırlarına karşı büyük nefret duyduğumu itiraf ediyorum. Kendileri ulaşılamayacak kadar yüksek İnsanların geri kalanını bir proje olarak görmek, ne büyük aşağılıklık. Eğer Martin, Ruth'u affetseydi eseri o an bırakabilirdim heralde.
Eseri okurken o döneme, o dönemin durumuna,
burjuva sınıfının insanlara bakış açısını rahatlıkla hakim olabiliyorsunuz.
Vicdan rahatlığıyla "Bu eserde emek var." diyebilirim. Ama okuduktan sonra mutlu olacağınızın garantisini veremem. Hatta daha da büyüyecektir içinizdeki kırgınlıklar. Ama şunu temin edebilirim ki Martin Eden buna değer.
Öylesin okuma kararı almıştım. Ama istemsizce eserin içinde buldum kendimi. Onun dünyası kendi dünyam oldu ve onun mücadelesinde bana da bir yer vardı.Hatta benim hayat mücadelemde onunda yeri oldu. O çokça okuyordu, ben de okumalıydım. Şimdi o bitti, ben yarım kaldım.
Bazı kitaplar özlenir, bazı kitaplardan kopmak zordur, zamanı geri alabilsem bu eserin ilk sayfasını okuduğum dakikaya tekrar dönsem dersin. Üzerine o kadar kitap okudum, aklım hâlâ Martin Eden'da.
Ve tek temennim şudur ki; kitabı filmini izlemeden önce kitabı okumanız, filminide izledim kitapta ki gibi etki bırakmadı ama izlemesi keyifliydi. Başka insanların kitabı okuyup bunu bir film yapıp sizin düşüncelerinizi işgal etmesine izin vermeyin.Martin Eden’ı siz tanıyın onun hayat mücadelesini siz hissetmeye çalışın onun Ruth’a olan aşkını siz betimleyin.
onun yanında olun asla sizi yarı yolda bırakmayacaktır, anlatın bütün derdinizi, tüm sıkıntılarına rağmen sizi dinleyecektir. Martin Eden Artık benim yakın arkadaşım. Güvenin ona tüm samimiyetimle söylüyorum bizden, içimizden birisidir o.