Puan vermedi·272 syf.····Okunma: 29 Mart 2022 00:24 Veba, bilinmeyen bir yılda, Cezayir'in Oran şehrinde ortaya çıkıp, felakete dönüşen bir hastalığın başlangıcından sonuna kadar yaşattıklarını anlattığı kitabı Albert Camus'nün. Farelerin lağımlardan sokaklara dökülüp ölmelerinin ardından insanlara geçirdikleri, acılar içinde ölmelerine sebep olan Veba'yı; bir doktor, bir gazeteci ve bir rahibin penceresinden anlatıyor yazar.
Kitabın ana karakterleri olan doktor Rieux, gazeteci Rambert ve rahip Paneloux'un mücadelesi, her birinin farklı dünya görüşü, eylemi ile aktarılmış. Hepsini ortak noktada buluşturan ise veba içinden ellerinden geleni yapıyor olmaları; veba yüzünden kimi aşkından ödün vermiş, kimi çocuğundan olmuş, kimi de sevdiklerinden uzak vebayla savaşmayı tercih etmiş. Yakın zamanda tanıştığımız ve hala gündemimizde olan Kovid salgınının bizdeki karşılığının aksine kitapta Camus, vebaya karşı kaderci tutuma karşı çıkmış, her karakteri kendi özellikleri doğrultusunda mücadele eden kişiler olarak aktarmış.
Bununla beraber salgın karşısında bireyin acısını, yalnızlığını, bunalımını, çaresizliğini de anlatmaktan geri durmamış ve bunu muhteşem betimlemelerle zihnimizde canlandıracak şekilde yazmış. Özellikle vebaya yakalanmış bir çocuğun çektiği acıyı anlatırken odanın bir köşesinden çocuğu izliyormuşum gibi hissettim. İnsanın elinden bir şeyin gelmeme hissini direkt geçiriyor okuyucuya, çok fazla gerçekçiydi.
Sadece mücadele edilen bir salgın yok kitapta ilkçağlardan itibaren sorgulanan Tanrı varlığı da kitapta kendine yer bulmuş. Veba yüzünden ölen bir çocuğun cennete gideceğinin konuşulması üzerine isyan ederek kişiyi tanrıyla ilgili düşünmeye sevk ediyor; ya olumsuzlukları yaşatmayacak güçten yoksun ya da cennete gidecek olsa bile bu kadar acının çekilmesine razı olması, kötülükleri önleyebilecekken kayıtsız. Her iki durumda da tapılacak bir varlık olmadığını vurgulayarak varlığını sorgulamaya yöneltiyor okuyucuyu.
Diğer Camus kitaplarında olduğu gibi "saçma yaşam" ve "ölüm" kavramları baskın konu Veba'da da. Bize günlük hayat akışımızda hiç aklımıza getirmediğimiz ölümü hatırlatıyor. Fazlasıyla karamsar insanlığa karşı; insanlığın bencilliğini, kötülüğünü, zayıflıklarını öyle güzel anlatıyor ki Haneke filmi izliyormuş gibi sakin bir rahatsızlık duyuluyor satırlardan.
Veba aslında somut bir durumdan bahsederken, çok fazla soyut anlatılmış bu da okumayı güçleştiriyor, rahat okunan, akıp giden bir kitap değil. Yine bu soyutluk, kapalı anlatım sadece bir salgın üzerine yazılmamış olma ihtimalini de yükseltiyor okurken. 1947 tarihinde, ikinci dünya savaşından sonra yazılmış olduğunu düşünürsek daha derin çıkarımlar da yaptırabilir bize zira kitabı okuyup bitirdikten sonra salgın yerine nazizmi ya da faşizmi koyarsak anlatımda, olaylarda ve olanlarda bir şey değişmiyor.
Bence kitabın içinde yine de umut kırıntısı var, Rieux ve Tarrou'nun gece yarısı denize girmesini bana yine de ümitvar olmanın işareti gibi geldi, güzel anlardan biriydi. Ayrıca kumsalda öldüren bir Araptan ve bir sabah aniden tutuklanan talihsiz bir adamdan bahsederek Yabancı ve Dava kitaplarını anmış olması da hoş bölümlerindendi kitabın. Bir de şöyle güzel bir kapanış cümlesi vardı etkilendiğim; "Her zaman istenebilecek ve bazen elde edilebilecek bir şey varsa, onun da insan sevgisi olduğunu şimdi onlar biliyordu."
Veba'da olumsuz bir durumu, burada somut olarak kullanılmış salgını; siyasiler, din adamları, doktorlar, inananlar, inanmayanlar, sıradan insanlar, sevdiklerinden ayrı kalmak zorunda kalanlar, fırsatçılar nasıl yaşıyor, neler öğreniyor, kazanıyor kaybediyor anlatmış Camus bize. Psikolojik olarak ağır bir eser. Okuduktan sonra etkisini sürdürüyor, özellikler bizler için de güncel kabul edilebilecek olması sebebiyle biraz daha fazla etkilenmemiz olası.