Sürekli mutlu olmak zorunda olduğumuza dair masalsı telkinlere rasyonel fikirlerle karşı koyan bu kitap, mutsuzluğun aslında insanı harekete geçiren bir yanı olduğunu söylüyor. Ayrıca mutlu olma arzusundaki bu bitmez tükenmez hırsın aslında mutsuzluğu da beraberinde getirdiğini sürekli hatırlatıyor. Peki biz ne yapmalıyız? Mutlu olmaya mı mutsuz olmaya mı çaba sarf etmeliyiz?
İşte benim bu kitabın mesajından anladığım kadarıyla insan her şeyden önce anlamı bulmalıdır. Çünkü "mutluluğa erişme çabasındaki ısrar, anlam yoksunluğunun yol açtığı çaresizliğin bir işaretidir sadece."
Modern insan bu anlam yoksunluğunu iliklerine kadar hissediyor. Üst-anlamı bulan dindar kişileri alaycı bir üslupla yerle bir ettiğini zanneden bu dipte yaşayan mutsuz insan, anlamı sürekli maddede arıyor. Peki onu maddede bulabiliyor mu? Mutluluğu sağlığa bağlasa ölene kadar kim bilir kaç kez hastalanacak, paraya bağlasa onun peşinde koşarken ne cefalar çekecek, cinsel zevke bağlasa onu birkaç dakika içinde kaybedecek, sevgiye bağlasa sevdiklerini kaç kez kaybedecek? Buradaki sorun nedir?
Şöyle ki insandaki sonsuz istekleri sonlu hiçbir varlık karşılayamaz. Evet, buna mutluluk ve anlam da dahil. Nitekim Kant'a göre insanın mutluluk kavramının belirsizliğinden kurtulabilmesi mümkün değildir çünkü onu neyin gerçekten mutlu edeceğini bilebilmesi için her şeyi bilebilen bir varlık olması gerektiğini söyler.
İnsan binlerce defa arayıp maddede bulamadığı anlamı bu defa kendi uydurduğu bir pozitiflik dininde aramaya başlar. Çünkü artık bunun maddeden bağımsız bir şey olduğu fikrini kavramıştır. Hep olumlu düşünmeyle ve olumsuz şeylerin görmezden gelinmesiyle elde edilebilecek huzuru vaat eden bu mit, nihayetinde insanı hayal kırıklığına uğratır ve onu daha daha da huzursuz eder.
Anlamı ve mutluluğu bu gibi şeylerde bulamayacağını anlayan modern insan, mevcut üst-anlamı kabul etmemeye hala direnmektedir ve onu hala gereksiz bir nefretle kendinden uzak tutmaya çalışır. Ancak buna benzer bir şeyler üretmekten de geri kalmaz. Adına "maneviyat" dediği bu şeyin artık aradığı nihai anlam olduğuna kendini inandırmıştır. Evrene mesajlar yollayıp iyi şeyler düşündüğünde iyi, kötü şeyler düşünürse kötü şeylerin ona evren tarafından geri verileceğini zanneder. Kuantum, enerji gibi zikrettiği kavramlara dair hiçbir şey bilmeyen bu kişi, başını yastığa koyduğunda içinde bulunduğu çaresizliğin daha da farkına varır. Çünkü bir nevi kendi putunu üretmiştir ve ondan medet ummaktadır.
Peki ne yapmalı? Mutluluğu doğrudan mı aramalı. Maalesef bu da fayda etmez çünkü Frankl'ın da dediği gibi mutluluk bir yan üründür. O doğrudan elde edilemez. Nitekim eski filozoflara göre de mutluluk, mutluluğa erişme gayesinin ortadan kalkmasıdır. O halde ne yapacağız? Bunu bilebilmemiz için her şeyi bilen olmamız gerektiğini hatırlatmak isterim. Madem ki her şeyi bilene danışmalıyız: "Kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur."