Kitabın başlarında, incelememe “bu adamın kafasının güzelliğine ulaşmak için ne içmek gerekiyor?” diye başlayacağımdan emindim. Ama zamanla alıştım. Başta güzel bir şoktu.
Bi ara öyle gidiyordu ki, kendimi stand-up gösterisi izliyor sanıyorum. Hele şu “çok güvenilir olmayan kaynaklardan aldığımız bilgiye göre” diye başladığı yerlerde arkadan gülme sesi gelseydi kahkahalara boğulabilirdim.
Kitap öyle spoyler alabileceğiniz bir kitap değil. Hatta ortasından bir yerden açıp okumaya başlasanız da olur. Sadece tarzına adapte olması zor olabilir.
Kitabın yaptığı şey kabaca “mizahi yolla eleştiri”. Evet komik ve sürükleyici. Ama zaten dış dünyada insanlar sabahtan akşama kadar bir şeyleri eleştirip dururken, kaçamak olarak gördüğün kitapların bir kahvehane sohbetinden daha farklı olmasını isterim. Bu yüzden çok kez akıcılığına rağmen okumayı bırakmak istedim.
Yani kahvehane sohbetleri dediğime bakmayın. Yazarın araya sıkıştırdığı, okuyucuyu araştırmaya iten cümleleri seviyeyi yükseltiliyor.
Ama işte, sanırım artık sürekli bir şeylere kızan, kınayan, eleştiren zihniyetten çok sıkıldım. Bakmayın böyle dediğime. Bir zamanlar bu zihniyetin baş öncülerindendim belkide. Yeni yeni bir şeyleri değiştirmeye çalışıyorum. Hala fark etmeden bende o tarafa kayabiliyorum yani. Ve kitabın, o taraftan uzak durma çabama ters olduğunu çokça hissettim.
Her an fikrim değişebilir tabi ama şimdiye kadar bu konuda vardığım en iyi nokta, bir şeylerin “eleştirerek (kınayarak)” değil “örnek olarak” değiştirilebileceği. Nitekim Peygamberimiz de (s.a.v.) kötülükten ve iyilikten bahseden bir zât olmadan önce, çok iyi bir örnekti. Ve bir kişinin kendini değiştirmeden, “örnek alınacak kişi” olmadan diğerlerine sataşması mantıksız geliyor. Örneğin benim gibi birinin yazarı veya kitabı kınaması, eleştirmesi gibi. Bu yüzden bu laflarım yazara değil. Kendime. En önce kendime. Yıllar sonra dönüp bu satıları okuyacağını bildiğim Meryem’e… Bu kitabı her gördüğünde, unuttuysa hatırlasın diye…
Kitabı iyiki yarıda bırakmamışım. Çünkü aslında bu konuyu yazar da farkında. Ve bu yüzden kitabın sonunda süpriz bir çıkarıma varıyor. Bana göre islamın ve dolaysıyla hayatın ta kendisinin çıkarımı. Bu kitap ilk bana verildiğinde okusaydım, muhtemelen önemini anlayamayacağım bir çıkarımdı bu. Tek sıkıntı çıkarımı doğru işlendiğini düşünmüyorum. Ama bu konu çooook uzun. Ta temele inilmesi gerekir. Her şeyin en temeline… İşte burada da, insanlara bunu anlatmaktansa; önce kendim iyice kavrayıp, yaşayıp, örnek olarak anlatmayı tercih ederim.
Kitabı bana ödünç veren sevgili Sara Osman’a teşekkür ederim ️