10/10
·1025 syf.··
Beğendi
·
2022 4. kitabı
·
78 günde okudu
·
Okunma: 12 Nisan 2022 00:00
*Spoiler içeriyor.* İnsan kendini aşabilirmiş, diye düşündüren kitap. Açıkçası Suç ve Ceza'dan daha iyisini yazamaz kanısıyla başlamıştım ama okudukça bu fikrim değişti. Şimdi bu kitabı bitirince aslında Dostoyevski'nin kendini zor tuttuğunu düşünüyorum. Çünkü bu karakterlerin her biri ayrı bir kitap konusu. Bende kitabı kapatıp sadece olay/karakter üzerine düşünme isteği uyandıran bazı bölümler şöyle: 1) Tanrı ve din üzerine Dostoyevski'nin oldukça kafa patlattığını bu kitabın da birçok bölümünde görüp kendi kafamızın karıştığına şahit oluyoruz :) Savunduğu düşünceler ve sorduğu sorular gerçekten tekrar tekrar üzerine düşünüp saatlerimizi harcabileceğimiz cinsten. "Tanrı mı bizi yarattı, biz mi onu?" 2) Staretz Zosima; çokta yaşlı olmadığı halde kendi camiasında oldukça saygı gören ve insanlar tarafından neredeyse peygamber gibi görülüp sevilen, aynı zamanda öldüğünda naaşının kokmasıyla herkesin kafasında soru işaret bırakan (çünkü böyle bir zaatın cesedinin -en azından- hemen kokmayacağına dair bir batıl inanç var) karakter. Bunun nedenini Zosima'nın ilk gençliğini ve aslında doğru yolu bulmadan önce o kadar uslu! biri olmadığını anlatan bölüme bağlamıştım önce. Ama sonra ölümünün ardından sözde dua edip ruhunu rahatlatmaya gelen insanların kokuyu duyar duymaz onu nasıl karaladıklarını okuyunca, bu kokunun aslında o insanların berbat zihinlerinden geldiğini de düşündürmüştür bana. Onlar seni hak etmemişlerdi Zosima... 3) Alyoşa herkesin içindeki iyiliği ve dürüstlüğü ortaya çıkarabilecek bir enerjiye sahipti ama yine de ben ondaki ruhani iyiliği çok hissedemedim. Çünkü babasının ölümle burun buruna olduğunu bile bile Zosima'nın peşinden koşmuştur. Muhtemelen abisinin katil olabileceğine inanmamasından kaynaklanan bir hareketti bu tabii ve haksız değildi. Tüm olayların akışı bana sanki herkesin bir felaketin doğmasını istemiş gibi hareket ettiğini düşündürdü. Zaten kimsenin (Smardyakov hariç) Fyodur'u öldürmek cesaretinde olmamasına rağmen herkesin onun yaşamayı hak etmediğini düşündüğü ve ölmesinin herkesi rahatlattığı kanısındayım, Alyoşa'da buna dahil. 4) Fyodor'un cinayetiyle ilgili ilk sözlü imayı ve suçlamayı yapan Rakitin'i oldukça sinsi ve net bir karakter olarak görüyorum. Manastırda eğitim görmesine rağmen aslında tasavvufla değil de parayla daha çok ilgileniyor, İvan'dan etkilenip ona imreniyor. Dedikoduları sıkı takip edip kendine bunlardan fayda sağlama konusundaki girişimlerini neredeyse takdir edecektim. 5) İvan, kendi çabasıyla okumuş ve kendi kendine yetebilmiş, kimseye yük olmamış hatta farklı düşünüş tarzıyla belli bir kesimi etkisi altına alabilmiş belki de geleceği parlak bir oğlandı ama sevgi işini aile işine karıştırmayıp beni şaşırtmış, yine de Smerdaykov'un tokat gibi itirafından sonra aklına mukayet olamamış, aşkıyla abisi arasında kendini zaptetmeye çalışırken hastalanıp yatağa düşmekten kendini koruyamamıştır. İvan'ı ilk tanımaya çalışırken tam bir şerefsiz olacağını düşünmüştüm ama kitabın sonunda favori karakterim oldu. 6) Dmitri'nin başına gelenler, içimizden geldiği gibi yaşarsak hayat bizi ateş çemberine alarak yok etmek ister, düşüncesinin hikayesi gibiydi. Babasının oğlu olarak o da bir alçak olduğunu kabul ederken namusu elden bırakmıyor ama insanlar, bir alçağa namuslu olabileceği ihtimalini vermezler ve vermediler de… 7) Gruşenka ise gerçek bir zilli. Ama onun hikayesini öğrenince de bir tık yelkenlerimi indirmedim değil. Koşulsuz saygı ve sevgi gördüğü anda Alyoşa'yı hemencecik nasıl da kardeşi bildiği bölüm, aslında onun kötülüğünün yaşadığı deneyimlerden kaynaklandığını ve özünde -çok kısa süreli de olsa arada bir ortaya çıkan bir- iyiliğinin olduğunu görebildim. 8) Snigirev çook yoksul bir aile babası ve hasta bir oğlu var. Gerçekten ailecek rezil bir hayatları vardı, bazı yoksullara özgü yüksek gururlu biriydi ve küçük oğlu da öyleydi. Küçük oğlan bu gururdan hastalanıp yatağa düşerek ölür. Oğlunu tedavi ettirecek hatta hayatlarını komple değiştirecek denli bir paranın teklif edilemesine rağmen Snigirev önce aklından kısa süreli hayalleri geçirir ama sonunda bunu kabul etmez; çünkü bu parayı gönderen kişinin, oğlunun yatağa düşmesine neden olan kişinin nişanlısından geldiğini öğrenir, bu parayı aldığında oğlunun yüzüne bakamayacağını düşünür ve paranın üzerinde tepinerek, ağlayarak reddeder, akabinde oğlunun yavaşça gelen ölümünü izler. Ölüm pahasına parayı reddecek bir gurur... Belki de Snigirev için asıl ret sebebi; parayı kabul etse bile oğlunun öleceğini düşünmesi daha doğrusu "oğlunun gözünde kendisinin öleceğini düşünmesi" ve bunun ona reeldeki ölümden daha çok acı vereceğini bilmesidir. 9) Lizaveta; sakatlığı nedeniyle insanların kendini küçük gördüğünü ve ona acıdıkları için yardım ettikerini veya sevildiğini düşünen, sevgili annesine ve çevresindekilere eziyet eden delinin teki. Bence ne istediği de tam belli olmayan hatta belki kendisi bile kendisinden emin olamayan biri. Böyle insanların mutlu olamasına imkan olabilir mi? O da mutlu olamadı zaten. 10) Katerina ise yine gururdan kendini heba eden başka bir insan örneği olarak karşımıza geliyor. Bu gururu yüzünden kendini, daha önce kendisine büyük bir iyiliği dokunan Dmitri'ye adama derdindedir. Dmitri'nin başkasını sevdiğini bilmesine rağmen o zilli Gruşenka'nın kendisiyle alay etmesine izin vermesi hep bundandır. Kendisinin İvan'ı ve İvan'ın da kendisini sevmesi bu gidişatı hiç değiştirmemiştir. Dmitri'ye aşık olmasa da aralarında değişik bir bağ vardı, onu ölene kadar sevecek ama İvan'a duyduğu aşk gibi değil. Sevgi işleri karmaşık gerçekten; severken sevmeyebiliyoruz, nefret ederken acıyabiliyoruz ve aşıkken (kendimize bile) ihanet edebiliyoruz... 11) Smerdyakov'un son bölümlere kadar bir katil zanlısı olabileceğini gerçekten düşünmemiştim, neden bilmiyorum, öyle ezik biri gelmişti bana. Aslında insanları, hatta “bir şeyi" bile sevmekten yoksun olduğunu anlatmıştı yazar, yine de ihtimal vermemiştim. Oysa o, yıllarca baba ve kardeş sevigisi görmeyi, saygın biri olmayı ve iyi bir hayat yaşamayı beklemiş, bunları hayal etmiş ve gerçekten hakkı olarak görmüş, bu düşünceleri hastalıklı şekilde içinde büyütmüş ancak bunlara asla sahip olamayacağı düşüncesiyle yüzleştiğinde ve her şeyi mahvedip hiçbir şey elde edememe üzüntüsüyle, sadece aşçı bir uşak sıfatıyla ve uyduruk bir soyadla intihar ederek bu döngüden kendini çıkarabilmiştir. Dünyaya gelişi de dahil olmak üzere hayatının hiçbir anında mutlu olmadığını düşünerek onun adına üzülmüştüm: Böyle işte dedim, bazılarına hayat hiçbir zaman gülmüyor. Genel olarak tüm ana karakterlerde bir "Karamazovluk" vardı. Gerçek hayattan çokça tanıdık kimseler buldum yine, sanki herkes herkese benziyordu :) İnsan davranışları ve hisleri üzerine çok çok güzel bir kitaptı, 1000 sayfa daha olsa okuturdu kendini. Okuyun, okutun...
Karamazov KardeşlerFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202545,4bin okunma
·1 alıntı·
308 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.