Matruşka
“İçimizden çıkan ve içimizde kaybolan “
Musa
“Şair, nereden geldiği belirsiz, evini ailesini bırakmış, Efsun’a aşık”
Adnan
“En belirsiz ve ne olduğu belirsiz karakter, akılcı ama aslında deli “
Hülya
“Annesini babası öldürmüş,Matruşka’nın nüfustaki annesi , müptezel ve hayatını kazanmak için bedenini kullanıyor”
Efsun Abla
“ Tüm bu hikayeyi yazan o sanırım, durup durup delice ama fantastik laflar ediyor, aşığı onu satamasın diye bacaklarını kesmiş, kırların Hatçe’sinin kızı “
Efsun abla söyledikçe büyüyor “Kölelerin kalbi inşa ettikleri şehre hep derin bir nefretle dolarmış. O yüzden bu dünyada mutlu şehir yoktur Musa”
“Ben derim şair.Hayat aslen bir komedidir!”
Hepsi birer şair fakat hayatın acımasız şiirini yazmakta ustalar. Kahvehaneden sokaklara oradan da terkedilmiş bir eve hayat verme, değişik bir hal.
Bilinmezin içinde yaşarken kendi bilinmezliğinin rüyasını görenler onlar. Birbirlerinin rüyasını görecek kadar hayatlarının devamını isteyen onlar, istiyorlar ki hayat hiç durmasın!
Karakterlerin hepsi dipsiz bir kuyunun içinden çıkıyor ve hikayenin sonunda yine aynı yere dönüyor. Fakat son sözü yine Mine Söğüt acımasızca söylüyor ; “Küllerinden yeniden doğamaz kimse, bir kere tutuştun mu, artık bitersin”
Bitti Mine SöğütBaşkalarının Tanrısı