·352 syf.····Okunma: 18 Nisan 2022 19:08 Ölü doğmuş bir yasak aşk hikâyesi. Okurken sıkıldığımı söyleyemem, ilk psikolojik roman olmanın hakkını fazlasıyla vermiş, edebi bir tatmin ile okudum diyebilirim. Karakterlerin iç dünyaları, gelgitli ruh halleri, hissettikleri saadet ve elemin derinlemesine incelenip yansıtılması okurken gerçekten zevk veriyor. Gel gör ki ben bu kitaptan daha farklı şeyler bekliyormuşum (kendim de kitap bittikten sonra fark ettim evet).
Ben daha ziyade Aşk-ı Memnu fırtınası bekliyormuşum sanırım zira Suat ve Necip’in aşkını hep bir beklentiyle okudum. Kavuştular mı/kavuşacaklar mı, konuştular mı/konuşacaklar mı, yakınlaştılar mı/yakınlaşacaklar mı derken bir bakıyorum kendi iç dünyalarında konuşuyorlar konuşuyorlar, birbirlerine çıt yok. Yakınlaşma namına zaten hiçbir şey yok, kavuşmak veya kavuşamamak fikri dahi sadece hayallerinde, iç dünyalarında. Hele Suat o kadar sessiz bir karakter ki “konuş be kızım artık,” dememek için zor tutuyor insan kendini. Kitabın yazıldığı dönemden olsa gerek, erkeği mütemadiyen alttan alan, erkeği mutlu eden kadın iyi kadındır algısı var. Suat’ta da fazlasıyla mevcut olan bu algı sayesinde her ne kadar ruhu zaman zaman Necip’e duyduğu sevgiden ötürü isyan etse de bu rol, beklenti olarak toplumsal olarak kadınlara da erkeklere de çoktan kodlanmış olduğu için Süreyya’yı çekmeyi boynunun borcu görüyor ve Necip’e beslediği hislerden dolayı yoğun hicaplar yaşıyor. Keza Necip de aynı toplumsal kodlanmalardan ötürü benzer hicaplar yaşıyor ama Suat’a göre daha cesur, daha konuşkan ve daha hırslı. Tüm bunların neticesi olarak Necip’in ruh hali Suat’a göre çok daha fazla gelgitli. Aniden kin duyup acıtmak için davranırken Suat’ın tek bir sözüyle o kini eritip sevgisini yeniden yoğun bir şekilde yansıtabiliyor. Belki bu sebepten, belki Necip’in kadınları haddinden fazla ve yersiz genelleme mantalitesinden olsa gerek Necip karakterini tam olarak sevemedim. Uzaktan erdemli bir birey, iç muhakemelerine devamlı şahit oluyoruz evet ama o kin duyduğu zamanlarda Suat’ı da sürekli genellemeye bayıldığı “kötü” kadınlar (ki Necip’e göre kötü kadın olmama kriteriniz bir yerde itaatkar olmanıza bağlıdır) grubuna sokması, kendini aklama meyli, ne deveyi gütmeyi ne diyardan gitmeyi bir türlü başaramaması beni Necip’ten soğuttu. Üstelik Suat’ta en sevdiği özelliğin, kocası Süreyya’yı mutlu etmek için kendisini, hayatını, fikirlerini adeta bir hiç ediyor olması da ayrı bir ironi. Sözün özü Necip kadınları sürekli genelleyip çamur atmaya fazlasıyla meyilli olsa da kendisi de yerin dibine soktuğu o kadınlardan çok farklı değil. Kadın için itaat etmek=sevmek diye düşündüğünden sessiz sakin ve ömrünü kocasını mutlu etmeye adayıp hiç eden Suat’a ölürcesine bağlanıyor. Suat’a bu hikâyede söyleyebileceğim pek bir şey yok. Sessizliğinden ben yoruldum, ben tükendim. O kadar içe kapanık bir karakter ki ve tüm hücrelerine itaat etmek öylesine kodlanmış ki yasak aşk işte bu yüzden ölü doğuyor. Tabi ihaleyi sadece Suat’a çıkarmak doğru değil, bence yasak aşk eyleme dökülmüş olsa dahi Necip yine sivri zekasıyla “hmm Suat da kocasını aldattığına göre o da diğer tüm kadınlar gibi kötü bir kadın,” diyecek ve kadını öyle dımdızlak bırakacaktı, yeni bir Behlül vakası okuyacaktık muhtemelen. Ki bunun yaşanacağını Necip’in iç dünyasında Suat’ı zaman zaman suçlayıp kendini aklamasından, hatta ihaleyi Suat’a çıkaracağını fark edip kendi kendine bile şaşırmasından anlayabiliyoruz. O yüzden kavuşma olmaması iyi oldu. Olan yine garibim Suat’a olacaktı.
Dikkatimi çeken bir diğer nokta da “seni ninem gibi / kardeşim gibi seviyorum” mevzuu. Bu; yaşadıklarını yasak aşk olmaktan, yani kendilerine göre bir yerde iğrençlikten kurtarmak için buldukları bir kılıf. Ama yine de enteresan. Necip’in bu ifadesi aslında üst paragrafta anlattığım şeyi doğruluyor. Yani Necip’in kadında aradığı özelliğin itaatkâr ve anaçlık olduğu gerçeğini. Aşklarını saflaştırmak ve gayrimeşruluktan çıkarmak için buldukları bir kalıp olsa bile özellikle nine kısmı bana garip geldi. Şarkıda “sen; bir dost gibi, kardeş gibi, özlenen sevgili” der ve bundan dolayı kardeş teşbihini bir yerde anlayabiliyorum ama âşık olduğun kadına da nine demezsin ya. Hadi sen dedin o kadın rahatsız olur, Suat aksine havalara uçuyor. Tabi yarayla alay eder yaralanmamış olan gibi olmasın böyle yorum yapıyorum ama belki de o durumun getirdiği dipsiz psikolojiyle nine denmesi, olayı tamamen meşrulaştırdığı için Suat da Necip de bunu bu kadar normalize ediyordur. Yine de bana çok tuhaf geldi.
Son olarak da finale geliyorum. Yine böyle bir final beklemiyordum. Sanki doğru düzgün bir veda edebilirlerdi. Yani vedaları bile yarım yamalaktı, tatmin edici değildi. Suat kitap boyunca o kadar sessizdi ki vedasında bari jübilesini alsın isterdim ama olmadı.
Suat&Necip aşkı güzeldi ama bunun ne derece bir aşk olduğundan şüpheliyim. Necip malum yukarıda anlattım, kendisine itaatkâr bir kadın arayışında. Suat da öylesine “hiç” olduğu bir evlilik içinde ki Necip’le ortak ilgi alanları, ondan gördüğü ilgi alaka, onunla bir şeyler paylaşabilmeleri büyük nimet onun için, aşk olarak nitelendirdiği de aslında bu. Neticede yine Süreyya’yı mutlu etmekten vazgeçip Necip’i mutlu etmek istiyor. Ruhu her ne kadar ben neden kendimi hiç düşünmüyorum diye isyan etse de Necip’i isterken de kendini pek düşünen bir Suat göremiyoruz. Aslında aynı tas, aynı hamam. İkisi de kurtuldu sonuç olarak; bu karın ağrısı gibi bir yere varamayan, varamayacak olan aşktan.