Canım elma çekti, sepetten bir tane aldım. Annemin soyduğu gibi soymayı denedim. Yarısında kabuk koptu. Birdenbire gözlerimden yaşlar boşanınca şaşırdım. Soğan da doğramıyordum halbuki, elma soyarken ağlamıştım. Elmayı yerken de ağlamaya devam ettim. Katır kutur ısırık seslerinin arasında, lavabonun paslanmaz çeliğine damlayan gözyaşlarımın pıtırtısı duyuluyordu. Lavabonun önünde öylece dikilip, hem yiyip hem ağlayarak bir süre oyalandım.
Benim de anlatacak bir hikayem var. Bir zamanlar biz de bir aileydik, annem, babam, ablam ve ben. Mutlu bir aile değildik, mutsuz da değildik, sadece çocuklar büyüyüp ebeveyn yaşlanırken amaçsızca yaşayıp giden bir aileydik işte.
Göçmenler, sığınma isteyenler, ekonomik sıkıntılarla göç edenler. Adlarına ne dersen de. Buraya gelenler en kararlı ve en acımasızlarıdır ve iyi bir iş bulmanın o kadar kolay olmadığını anladıklarında suç işlemeye başlarlar.