Tam bir kaçık diyebileceğimiz bir kadının hikayesi üzerinden hak, hukuk, adalet ve sistem eleştirileri içeren çok güzel kitap. Epey akıcı, ben kişisel sebeplerimden ötürü hızlı bitiremedim ama bir oturuşta dahi bitirilebilir, öyle akıp gidiyor. Ana karakterimiz Li Xuelian’a hiçbir şekilde sempati besleyemesem de hikâye baştan sona oldukça doyurucuydu. Kadın öyle bir kaçık ki ömrünü hiç olmayacak bir davaya adıyor, şansı tamamen şans eseri bir olayla yaver gidince de devletteki aşağıdan yukarıya herkesin ödü kopuyor kendisinden ve çıkardığı kuru yaygaradan. İki aylık bebeğine şiddet uygulayan, ahırdaki hayvanına şiddet uygulayan, yaşayan herhangi bir canlıya sevgi duyduğundan şüphe ettiğim, sadece ama sadece boş inadı uğruna yaşayan ve olayları da inadı sebebiyle dallandırıp budaklandıran, rollerden rollere giren evlerden ırak ağlak bir tip. Bu hinliğe harcadığı enerjiyi kendi hayatı içine pozitif entegre etseydi gül gibi bir hayat yaşar giderdi lakin hiç değmeyecek insanlarla hiç değmeyecek şeyler için uğraştı durdu ömrünü çarçur etti. Yaşayan hiç kimseyle bir bağ kuramadan yaşlandı. Ne için? Koca bir saçmalık.
Sistem, sistemin çarkları, adalet, hak hukuk eleştirileri ve liyakatsizlik vurguları enfesti. Tüm bunlar ana karakter Li Xuelian’ın sevimsizliğini bile unutturacak nitelikte. Ana karakterimizin davası dişe dokunur ve içimizi yakan bir dava olsa kitap dramatik bir hal alabilirdi. O yüzden bu haliyle oldukça güzel olduğunu söyleyebilirim çünkü okurken pek fazla negatif hislerin içinde boğulmuyorsunuz. Zaten bildiğiniz şeyleri gülerek okuyorsunuz diyebilirim. Keşke bitmeseydi bile dedim, öyle hoş bir kitap işte.
Çevirmeni bu kitapla keşfettim ve biyografisini okuduğumda epey etkilendim. Normal insanlar yazar takip eder ama ben çevirmen de takip ediyorum, takip