Kapak tasarımı ve adının ilginçliği nedeniyle ilgimi çeken, işe giderken de metroda hemen bitiririm diye düşünerek aldığım bir kitaptı. Tahmin ettiğim gibi de oldu; kitap yol boyunca bir solukta bitti ama geriye düşünmem için de birçok konu verdi bana. Öncelikle kitap 5 hikayeden oluşuyor: Aristokrat, burjuva, esnaf, köylü ve işçi sınıflarından olan insanların ölüm süreçlerine tanık oluyoruz. Bu hikayeler ekonomik koşullara bağlı olarak değişen her bir ölüm nedeninin, özünde gerçekliğin ta kendisi olduğunu ve bunun da herkesi eşit noktada konumlandırdığını gözler önüne seriyor. Buraya kadar işlenilen tema çoğumuzun bildiği bir konu olabilir, fakat fazlası olmasına rağmen sadece bu konuya odaklanmış olsaydı bile sizi tatmin edebilirdi. Dili de oldukça yalın. Sanki kendinden hiçbir şey katmak istememiş, yalnızca bir kamera kadrajından olan biteni bize göstermek istemiş gibi. Bunun yanında kitapta dikkatimi çeken ve oldukça hoşuma giden bir diğer unsur da hikaye sıralamasında hep bir toprağa yakınlaşma gerçekleşmesi. Maddiyatın açtığı boşluğu sanki bir maneviyatmışçasına hep toprak dolduruyor. Doğaya yakın olmak, her iki taraf için de ölümü normalleştiriyor. Bu nedenle özellikle işçi sınıfının anlatıldığı hikayede ölüm çok daha huzurlu gerçekleşiyor ve öze dönüş gibi geliyor.
Aynı zamanda ölüm, ölen kişinin yakınlarını da aynı yerde konumlandırıyor. Sınıf fark etmeksizin her hikayede, ölen kişinin yakınları günün sonunda hayatına devam edip unutuyor ve üstelik bu çok hızlı gerçekleşiyor.
Son olarak kitapta çok sevdiğim bir alıntıyı paylaşmak istiyorum:
"Para ölümü zehirlerse, ölümden bir tek öfke çıkar. Tabutların üzerinde insanlar dövüşür."