·232 syf.··Beğendi
···Okunma: 24 Nisan 2022 23:46 “Çengelli İğne”, geçen ay hayatını kaybeden Mıgırdiç Margosyan’ın Yüzyıl, Yeni Asır ve Evrensel gazetelerinde yayınlanan köşe yazılarından bir seçki içeriyor.
Margosyan’ın o sıcacık, insanı sarıveren dilini anlatmadan önce kısa bir parantez açmam ve “gazete” kelimesinin, Margosyan’ın yazdığı 1990lı yıllarda ne anlama geldiğini biraz açıklamam gerek. İnternetin evlere ve telefonlara bu ölçüde girmediği o dönem, basılı gazete tirajları gerçekten yüksekti ve neredeyse her eve gazete alınırdı. Aradan geçen yıllarda teknolojinin gelişmesi ile yazılı basın sıkıntılar yaşamaya başladı, evet… Ama Türkiye’deki basın tüm ülkelerden daha fazla yaşadı bu sıkıntıyı… Zira zaten pek de iyi olmayan habercilik kalitesi öyle büyük bir hızla düştü ve basın-iktidar-sermaye ilişkileri o kadar yüzsüzce, utanmadan sergilenir oldu ki, bu sığ köşe yazarlarını ve boş içerikleri okumanın bir cazibesi kalmadı. Margosyan’ı okursanız göreceksiniz; 1990ların büyük gazetelerini kalitelerini arttırarak değil, kuponla tencere-tava dağıtarak tirajlarını yükseltmeye çalıştıkları için eleştiriyor. Bugünün Hürriyet gazetesinin ise, kuponla bir şeyler dağıtsa dahi tirajını bir gıdım arttırabileceğini sanmıyorum.
Yakın tarihimizi öğrenmek ve analiz edebilmek için bu tarz köşe yazılarından derlenmiş kitapların kıymeti büyük. Siyasetçiler ne demiş, neler yapmışlar? Sürekli, ama sürekli fırıldak gibi dönüp birbirleri ile çelişen mesajları nasıl vermişler? Günümüzde bazen hamasi nutuklara, hatta kahramanlık hikayelerine konu edilen o şahısların gerçekte neler yaptıklarını, ideolojilerinin ne olduğunu, halka nasıl “hizmet ettikleri”ni öğrenmek isterseniz, Margosyan’ın esprili dili ile keyifli zaman geçirebilirsiniz.
Güzel bir ayna tutuyor bize Margosyan. Şu yazdıklarına bakın örneğin, itirazımız olabilir mi? Peki, sürekli ama sürekli aynı şekilde kandırılan, zokayı hep aynı şekilde yutan, yine de her seçim dönemi bir ümit mühre sarılan bizlere ne demeli?
"Bu memlekette siyaset hep böyle yapılageldi. Kimsenin kimseye söyleyeceği, söyleyebileceği fazladan bir şey yok! "Tencere dibin kara, seninki benden kara" edebiyatıyla kimileri malı götürüp, parsayı toplarken; diğer taraftan, ülkenin gariban insanlarının çoğu, afyon yutmuş esrarkeşler gibi hep uyutuldu veya uyutulmaya çalışıldı. Bu baştankara bozuk düzen içinde başa gelenlerin hemen hepsi iktidarda başka, muhalefette başka türlü gıdaklayarak hep aynı kokuşmuş yumurtayı yumurtladılar. Onlar bu bozuk düzen folluğunda gıdaklayıp yumurtlarken de; esas acıyı, bu zavallı milletin "sessiz-sedasız", "Ağzı var dili yok!" çoğunluğu çekti."
Demirel, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz ve Erbakan’lı yılları Margosyan aktarmış bize… Günümüzün siyasi atmosferini böyle esprili ama eleştirel bir dille aktarabilmek ise maalesef kuvvetli bir kalemden fazlasını gerektiriyor.