‘‘Türk vatanı bir bütündür parçalanamaz.’’
‘‘Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla sulanmadıkça terk olunamaz.’’
‘‘Yurt toprağı sana her şey feda olsun.Kutlu olan sensin.’’
Mustafa Kemal Atatürk
Yöreme ait bir türküde, çok sevdiğim bir söz dizesi var:
‘‘Burası kenarımış
Ayrılan yanarımış
Bülbülün yuvasına
Şahinler konarımış’’
diyor.
Hudut namustur ! Ben de bu namusun bekçisiyim. Ülkenin ekonomisini bahane edip hükümetle vatan mantığını karıştırıp ülkesini satan giden vatan hainlerinden olmayacağım. Çünkü benim atalarım burası için savaştı. Kemikleri sızlar.
Neler mi yaptı? Gelin birlikte inceleyelim.
II. Mehmed (Osmanlıca: محمد ثانى) veya Fatih Sultan Mehmed (kısaca فاتح Fatih, d. 30 Mart 1432[1] – ö. 3 Mayıs 1481),[2][3] Osmanlı İmparatorluğu'nun 7. padişahıdır. İlk olarak 1444-1446 yılları arasında kısa bir dönem, daha sonra 1451'den 1481 yılında ölümüne kadar 30 yıl boyunca hüküm sürdü. 29 Mayıs 1453'te İstanbul'u fethetti. İslam peygamberi Muhammed'in "Konstantiniyye elbet fetholunacaktır. Onu fethedecek komutan ne güzel komutan, onu fetheden ordu ne güzel ordudur." hadisine nâil olduğu için günümüzde Türkiye'nin ve Müslüman dünyasının bir kesiminde "kahraman" olarak kabul edilmektedir.[4] Osmanlıcanın yanında Yunanca, Latince, İbranice, Arapça ve Farsça olmak üzere beş tane yabancı dil bildiği söylenmektedir.[5][6]
Doğu'ya yaptığı fetihlerle ve kişiliğiyle Osmanlı Devleti'nin en önemli padişahlarından biriydi Yavuz Sultan Selim. Çok iyi at biner ve kılıç kullanırdı. Ok atmada ve yay çekmede ise adeta ustaydı. Şehzadelik yıllarında çok iyi eğitimlerden geçen Yavuz, "geçilemez" denilen Sina Çölü'nü 13 günde aştı!
I. Süleyman (Osmanlıca: سلطان سليمان اول Sultân Süleymân-ı Evvel, divan edebiyatındaki mahlasıyla Muhibbi;[3] 6 Kasım 1494[a], Trabzon - 7 Eylül 1566, Zigetvar), Osmanlı İmparatorluğu'nun onuncu padişahı ve 89. İslam halifesidir. Batı'da Muhteşem Süleyman,[4][5] Doğu'da ise adaletli yönetimine atfen Kanûnî Sultan Süleyman (قانونى سلطان سليمان) olarak da bilinmektedir. 1520'den 1566'daki ölümüne kadar, yaklaşık 46 yıl boyunca padişahlık yapan ve 13 kez sefere çıkan I. Süleyman, saltanatının toplam 10 yıl 1 ayını seferlerde geçirmiştir.[6] Süleyman böylece imparatorluğun hem en uzun süre görev yapan hem en çok sefere çıkan hem de en uzun süre sefer yapan Osmanlı Sultanı olmuştur.
Kût'ül-Amâre Kuşatması (Birinci Kut Muharebesi), I. Dünya Savaşı'nın Irak Cephesi'nde, İtilaf Devletleri ile İttifak Devletleri arasında gerçekleşmiş bir kuşatma muharebesidir. 8.000 askerden oluşan İngiliz-Hint garnizonu Bağdat'ın 160 kilometre güneyinde Kut kasabasında Osmanlı ordusu tarafından kuşatılır. 1915 yılında bu kasabanın nüfusu 6.500 civarıdır. 29 Nisan 1916'da garnizonun teslim olmasını takiben kuşatma esnasında sağ kalanlar esir olarak Halep'e götürülür.
Üç Paşalar veya Üç Paşalar İktidarı olarak bilinen yapı, Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinde etkili olmuş üç önemli Osmanlı yöneticisinde oluşur. Bunlar, Dahiliye Nazırı ve Sadrazam Talat Paşa (1874–1921), Harbiye Nazırı Enver Paşa (1881–1922) ve Bahriye Nazırı (Osmanlı Donanmasından sorumlu bakan) Ahmed Cemal Paşa'dır, (1872–1922). Osmanlı İmparatorluğu'nun Almanların yanında I. Dünya Savaşı'na girmesinde İttihat ve Terakki Partisi'nin önde gelen yöneticileri olan bu üç paşa temel bir rol oynamıştır.[1]
Mustafa Kemal Atatürk'ün Askeri Başarıları Mustafa Kemal Atatürk ün hayatının önemli kısmı cephede geçmiştir ve bu geçen zaman içerisinde askeri başarılar elde edip bu başarılarının sayısını arttırmıştır . Bu başarıları kronolojik sıraya koymak gerekirse : Mustafa Kemal Atatürk Manastır Askeri İdadisini de başarı ile bitirerek 13 Mart 1899 tarihinde İstanbul'da Harp Okulu'na girdi . 3 senelik başarılı bir Harbiye öğreniminden sonra 10 Şubat 1902'de bu okulu Teğmen rütbesiyle bitirdi ve öğrenimine Harp Akademisinde devam etti . 1903 yılında Üsteğmen olmuştu.11 Ocak 1905 tarihinde de Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle Harp Akademisinden mezun oldu . Harp Akademisi'nden mezuniyetini izleyen günlerde istibdat ve padişahlık rejimi aleyhindeki düşünceleri ve durumu , şüphe çekerek birkaç ay İstanbul'da tutuklu kaldı ; sonra bir nevi sürgün olarak vazife ile 5 Şubat 1905 tarihinde Suriye bölgesine , Şam'a atandı . Ekim 1906 Arkadaşlarıyla birlikte Şam'da gizli Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'ni kurdu . 1907 yılında Kolağası ( Kıdemli yüzbaşı ) oldu . Eylül 1907 3. Ordu'ya atanarak Selanik'e gönderilmiştir .
13 Nisan 1909 31 Mart Ayaklanması'nı bastırmak üzere Hareket Ordusu'nda kurmay oldu . 1910 Mahmud Şevket Paşa'nın kurmay başkanı olarak Amavutluk isyanının bastırılmasında görev aldı . 13 Eylül 1911 İstanbul'da genelkurmayda göreve atandı . 27 Kasım 1911 Binbaşılığa yükseltildi . 18 Aralık 1911 Trablusgarp'da Şark Gönüllüleri komutanlığına atandı .
9 Ocak 1912 Trablusgarp'da Tobruk Savaşı'nı yönetti . 27 Ekim 1913 Sofya'ya askeri ateşe atandı . 1 Mart 1914 Yarbaylığa yükseltildi .
Şubat 1915 Tekirdağ'da 19. Tümen'i kurdu . 25 Nisan 1915 ANZAK askerlerini Arıburnu'nda durdurdu . 1 Haziran 1915 Albaylığa yükseltildi . 10 Ağustos 1915 Anafartalar Grubu komutanı olarak İngiliz ve ANZAK birliklerini durdurdu .
14 Ocak 1916 Edirne'de 16. Kolordu komutanı oldu . 1 Nisan 1916 Mirlivalığa ( tuğgeneralliğe ) yükseltildi . 5 Temmuz 1917 7. Ordu Komutanlığı'na atandı . Ekim 1917 7. Ordu Komutanlığı'ndan ayrılarak İstanbul'a döndü . 31 Ekim 1918 Yıldırım Orduları Grubu komutanı oldu . 19 Mayıs 1919 Samsun'a vardı . SS LAPITA 21/22 Haziran 1919 Amasya Tamimi'ni açıkladı .
8 Temmuz 1919 3. Ordu Müfettişliği'nden ve askerlikten çekildi . 5 Ağustos 1921 Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce başkomutan yapıldı . 23 Ağustos 1921 Sakarya Savaşı'nı yönetti . 19 Eylül 1921 Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce mareşallik rütbesi ve gazi sanı verildi . Lais
26 Ağustos 1922 Kocatepe'den Büyük Taarruz'u yönetti . 30 Ağustos 1922 Dumlupınar'da Başkomutanlık Meydan Savaşı'nı kazandı . 8 Eylül 1922 İzmir'i düşmandan kurtarmıştır . Kaynak : dunyaliderimkaa.blogspot.com/2017/06/mustafa... basarlar.html
Türk çocuğunun gözünde böyle şanlı bir tarihi varken kendine başka bir idol araması gaflettir. Tamam ben de severim Che Guevara'yı, Fidel Castro'yu, Troçki'yi falan ama onlardan önce zaten biz vardık. Onlar bizi örnek aldılar. Devrimin babası biziz. O yüzden idol alınacaksa önce kendi atandan almalısın !
Kitap hakkında:
Nihat'la Beatrice'in aşkı bana Hilal'le Leon'un aşkını hatırlattı.
Savaş günlerinde aşk. Ayrıca kitaptaki iki yakın dost karakterlerin birinin adının Nihat, birinin adının da Sabahattin olması bana Nihal Atsız'la Sabahattin Ali'yi anımsattı. Kitaptaki Nihat tıpkı Nihal Atsız gibi milliyetçi bir karakter. Nihat en sonunda Beatrice'i reddedip İclal'i tercih etmekle dünyanın en doğru kararını veriyor. Kendi ırkından, kendi safkanından olan bir kızı tercih ediyor. Aynı hamurdan olmayanlar ne yapsın, anlaşamazlar birbiriyle?
Güya Nihat böyle düşünüyordu ama hayatta bazı istisnalar da vardır. Nihat'a şunu sormak lazım kendisi bir İngiliz olmasına rağmen İngiliz'lerin eline esir düşen sevdiğini mahpustan kaçıran Beatrice mi daha çok fedakar? Yoksa sırf kendi ırkından olduğu için hiçbir badire atlatmadan seninle nişanlanan mı? Aşk, mücadeleye mi bakar yoksa ırka millete mi?
Nihat vefasızdı. Bunu milliyetçilik kılıfına uyduracak kadar...
Savaş bütün duyguları harap ediyor. Açlık,sefalet, pislik... KAN VE VAHŞET.
Ana tema Vatan Mütakeresi
#165517749 Biz her ne kadar kardeşiz desek de anlaşılıyor ki hiçbir zaman olamamışız daha doğrusu onlar olmaya yanaşmamış. Biz bu topraklarda Ermenilere de çok haklar verdik. Hatta onlara Osmanlı'da ‘millet-i sıdıka’ sıfatını verdik. Bir çok sadrazam, devlet görevlisi Ermeniydi. Onlar sadakatsizliği tercih etti. Biz bir şey yapmadık. TDK'nın başına bile Ermeni geçirdik. Adı Türk Dil Kurumu olan bir yere Ermeni getirdik. Bize ırkçı diyenler kendi tarih sayfalarına ve Engizisyon Mahkemelerine baksın.
Söz konusu vatansa gerisi teferruattır. Vatan aşkının önüne geçebilecek hiçbir duygu ve ihtiras yoktur. Serden geçeriz ama yardan geçmeyiz. Şayet söz konusu vatansa hem yârdan hem serden geçeriz. Korkulu rüya görmektense uyanık durmak evladır.
HUDUT NAMUSTUR !