Anar, Türk Edebiyatında kalemini bir hayli sevdiğim, romanlarında yarattı dünyaya, kullandığı dile hayran kaldığım bir yazar. Uzun süredir yeni bir kitap çıkartmamıştı, ta ki TİAMAT'a kadar.
Anar'ın romanlarını okuduysanız, ki bence okumalısınız, romanlarındaki karakterler ve mekanlar daima okuru cezbeden, onda merak uyandıran unsurlar barındırır. TİAMAT, tek mekanda, bir denizaltıda yaşanan olayları anlatıyor. Karakterler ise her zamanki Anar kalitesini yansıtıyor. Karagümrük, Kral, Çuçu, Beleş, Mülazım vb. Karakterleri ( tahtelbahir mürettebatı) ile TİAMAT, Osmanlı armadasına kayıtlı bir denizaltının, düşman gemileriyle mücadelesini anlatıyor. Fakat bu mücadele alalade bir savaş olmaktan çıkıyor. İşin içine ağzından alevler püskürten metalden bir yaratık da dahil oluyor. Mürettebat bir yandan tahtelbahirdeki canavar ile, öte yandan da dışarıdaki düşman gemileriyle uğraşıyor.
Roman, içinde bolca teknik denizcilik terimi barındırdığından hikayeye tam olarak vakıf olabilmek için biraz sabırlı olmak gerekiyor. Şahsen bu terimler okurken beni çokça yordu. Ama yine de karakter kurgusu ve merak kitabı bitirmeme neden oldu. Hacim olarak kısa bir roman. Hatta bence uzun bir öykü TİAMAT. Anar'ın öteki romanlarının yanında bu kitap benim için son sıralarda. Puslu Kıtalar Atlası ve Suskunlar ile yazar çıtayı öyle bir yere koydu ki benim gözümde, o seviyeye yaklaşan yada aşan bir kitap değil Tiamat.