·637 syf.····Okunma: 29 Nisan 2022 00:00 Tolstoy’un başyapıtı Diriliş’ten bahsetmeye öncelikle ‘’diriliş’’ kelimesinin sözlük anlamından başlamak istiyorum.
Diriliş kelimesi canlanma, yeni bir atılımla güç kazanma anlamlarına geliyor. Bir başka anlamı da dinî inanışlara göre ölümden sonra dirilme, basübadelmevt. Tolstoy eserine bu ismi koyarken dinî bir mana yüklemiş midir bilinmez ama okurken adalet, ahlak ve din vurgusunu kitabın genelinde görüyoruz. Özellikle son bölümde İncil’den yapılan alıntılar Tolstoy’un dinî açıdan da vermek istediği mesajı tamamlamış oluyor.
Kitabın içeriğine çok girmeden, genel hatlarıyla birkaç şey söylemek istiyorum. Romanda soylu bir aileye mensup, toprak sahibi bir prens olan Nehlüdov’un dirilişine şahit oluyoruz. Prensin gençlik yıllarında tanıştığı Katyuşa, nam-ı diğer Maslova ile olan aşkı, genç yaşında yaptığı hatalar, yaşadığı zengin ve soylu yaşam sebebiyle yozlaşması anlatılırken zamanla pişman olması ve geçmişte yaptığı hataları düzeltme kararı alması şeklinde ilerleyen bir olay örgüsü var.
Nehlüdov, jüri üyesi olarak katıldığı bir mahkemede Katyuşa’nın da yargılandığına tanık olur. Çok şaşırır ve 10 yıl sonra ilk kez karşılaştığı eski aşkı onda farklı duygular uyandırır. Pişmanlık ve suçluluk duygularıyla ona yardım etmek ister. Hatalarını düzeltmek için her şeyi göze alır fakat artık Katyuşa eski Katyuşa değildir. Nehlüdov vazgeçmez, romanın sonuna kadar türlü zorlukları göze alarak vicdanını rahatlatmak için Katyuşa’ya yardımcı olmaya çalışır.
Romanda olay örgüsü sanki Nehlüdov-Katyuşa aşkı üzerinden gider gibi görünse de aslında Tolstoy arka planda adalet sistemini ve dinî inançların yanlış yorumlanmasını ve tabii ibadetleri oldukça sert bir şekilde eleştirir. Nehlüdov’un başlarda hiç düşünmediği adalet sistemindeki çarpıklıklar, Katyuşa’nın mahkeme sahnesiyle birlikte onun da dikkatini çekmeye başlar ve kendi içerisinde sürekli çatışır. Zaten daha Katyuşa’nın yargılanmasında bile türlü yanlışlıklar olmuştur. Artık içinde bulunduğu zümre midesini bulandırır, insanlardan tiksinmeye, uzak durmaya başlar. Sade bir yaşam tarzını benimser. Yine aynı şekilde toprak mülkiyeti konusundaki fikirleri de netleşir. Topraklarını köylülerle paylaşmak ister ve bunun için girişimlerde bulunur. Bu değişimde, bu dirilişte Katyuşa’nın rolü büyüktür. Katyuşa eskisi gibi değildir ama Nehlüdov sayesinde bir şeylerin farkına varır.
Tolstoy, romanın genelinde suçsuz yere hapis yatan, özgürlüğü elinden alınan, türlü aşağılamalara maruz kalan insanları anlatır. Katyuşa ile başlayan hikâyeye birçok farklı karakter katılır ve Nehlüdov onlar için de elinden geleni yapmaya çalışır.
1880’lerin Rusya’sında bürokrasideki yozlaşma, ahbap-çavuş ilişkisi üzerinde durulan romanda Nehlüdov, ‘’prens’’ olmasının avantajını insanlara yardım etmek adına sürekli kullanır. Nehlüdov’un yaptıkları birçoklarına göre takdir edilesi şeydir fakat Nehlüdov bunları aynı zamanda vicdanını rahatlatmak için yapar. Bu açıdan düşünüldüğünde kendisini suçlamaya devam eder ve sürekli gelgitler yaşar. Bu konuyla ilgili Mark Twain’in ‘’İnsan Nedir?’’ adlı kitabını da öneririm. İnsanlar neden iyilik yapar? Karşıdakine gerçekten yardım etmek için mi, yoksa kendi vicdanını rahatlatıp yine kendisine yardım etmek için mi? Nehlüdov’un ikilemi biraz bu yöndedir çünkü Katyuşa’ya olan yardımı zorunluluk olarak görür ve bunun görevi olduğunu söyler. Sonrasında ona olan sevgisi ağır bassa da bu düşünceden hiçbir zaman kurtulamaz. Yine Katyuşa da yardım istemez, Nehlüdov’u kendisinden uzak tutmaya çalışır.
Adalet sistemindeki bozukluk eleştirilirken aslında problemin temeline inilmediğini görürüz. Suçluları cezalandırarak sorunun çözüldüğü zannedilse de Nehlüdov, aslında bu insanları suça iten sebeplerin çözülmesi gerektiğini, onların suçsuz olduğunu düşünür. Tolstoy’un vermek istediği mesaj anlamlı olsa da bana göre bazı yönleriyle biraz gerçek dışıydı. Nehlüdov’un dirilişi kitabın sonunda İncil’den okuduğu bölümlerle tamamlanır. Romanın sonu biraz havada kalmış, bağlanmamış olsa da vermek istediği mesaj açısından başarılı olmuş diyebilirim.