"İçimizde şeytan yok. İçimizde acizlik var. Tembellik var. İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey; hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var."
İnsan hataların bedelini ıssız bir sokakta bir yokuşta içi çekilerek giderken anlarmış. İnsanın içinde hiç bir zaman tanımlayamayacağı çeşitli duygular varmış. İçimizdeki Şeytan'ın her sayfasında bu duygulardan izler bulmak mümkün. Bazen uzaklara dalan gözlerin ne düşündüğünü bilemezsiniz. Pişmanlıklara, acılara rağmen gülümseyen gözlerin. Bazen ne hissettiğinizi tanımlayacak bir sıfat bulamazsınız. Bu kitapta yazılan kadar yazılmayan hisler mevcut. Sayfaları çevirdikçe cümlelerin kalbinize verdiği sızı içten içe rahatsız ediyor. İçinizdeki şeytanı, o sürekli kaçtığınız acizi size gösteriyor. Başımıza gelen her şeyin bizim hareketlerimizin ve özgür irademizle verdiğimiz kararların, tembelliğin sonucu olduğunu görmek ve bu gerçeği perdelemeden iliklerime kadar hissetmek beni Sabahattin Ali'nin üstün tahlil gücüne hayran bıraktı. Ömer'in garip boşluk hissiyle yürüdüğü sokakta ben de içimdeki o karanlık tarafın çekildiğini hissederek yürüdüm. İnsanların birbirine olan sevgisinin nasıl buz gibi bir soğukluğa dönüştüğüne şahit olmak ve buna dair hayatımdan izler bulmak bana bu kitabı sevdiren taraftır. Başımıza gelen olayların, içimizdeki şeytana yüklediğimiz o günahların sorumlusu olarak kendi benliğimizi suçlamak mümkün müydü? Hakikatleri görmekten kaçmak itiyatı her zaman için en kaçamak yoldu. Fakat o hakikatleri bir kez görünce içimizdeki şeytanla barışıp ona yaptığımız tüm haksızlıklardan dolayı kendi benliğimiz adına bir hüzün duyuyoruz. Sana yüklediğim tüm suçlar bu zamana kadar ertelediğim, perdelediğim ve kaçtığım hatalarımdı. Senin varlığın beni ziyadesiyle hatalarımı örtmeye kendimi kusursuz görmeye itiyordu. Ta ki senin olmadığını öğrendiğim bir akşamüstü o kitabın son sayfasında sessiz ve kederli, güneşin batışını izledim. Ve doğacak yeni gün neyi değiştireceğime karar verdim.