·264 syf.····Okunma: 03 Mayıs 2022 21:21 Kene, kurbağa gibi insan dışı pek çok varlığa benzetilen bir antikahramanın sürükleyici hikayesi. Yazar kahramanla empati kuramamamız için özellikle uğraşmış. Kitabın en ilginç özelliği çok farklı okur tipleri tarafından okunabilir bir kitap olması. Basit bir cinayet hikayesi okuma beklentisinde olan bir okura hitap edebilir. Aynı zamanda modernizm, aydınlanma, varoluşçuluk, birey-toplum çatışması gibi ağır konular üzerine inşa edilmiş olmasıyla bunlar üzerine birikimi olan bir okur tarafından da beğeniyle okunabilir. Grenouille'un kendi kimliğini yaratma çabası, inzivada geçirdiği yedi yıl, dünyaya geliş şekli, diğerleri gibi bir insan kokusuna sahip olmadığı için önemsenmemesi ve toplum dışına itilmesi karakteri varoluşçu yapan unsurlar. Özellikle idam sahnesinde geçen şu ifadeler bu açıdan çok etkileyici: "Bir kere, sadece bir kere kendi gerçek benliğiyle anlaşılıp başka bir insandan kendi tek gerçek duygusuna, nefretine bir yanıt almak istiyordu." Yine başka bir bölümde bir cinayet sonrasında geçen "Sana teşekkür ederim Jean-Baptiste Grenouille, böyle olduğun, nasılsan öyle olduğun için." ifadesi de bahsettiğim şeye örnek olabilir.
Empati kurmanın zor olduğu bir karakter demiştim ama özellikle son bölümlerde ruh hali çok anlaşılabilir bir durum alıyor.
İşlediği cinayetler de mide bulandırıcı, korkunç detaylarla değil çok sanatsal anlatılıyor. Bu, benim sevdiğim bir nokta oldu. Zaten kitap boyunca iğrenç, grotesk havayı yaratan sadece Grenouille ve diğer insanlar. Son bölümlerde Grenouille'ün eylemlerinden çok toplumun ikiyüzlülüğü, ahlaksızlığı üzerinde durulmuş zaten özellikle. Toplumun bir katile sevgi gösterilerinde bulunacak kadar kendinden geçmesi, kitlesel histerisi genelde dünya tarihi, özelde Alman bir yazar düşünüldüğünde bazı şeyler çağrıştırıyor.
Baldini'nin hız çılgınlığını, çağın değişimini eleştirdiği bölümler tam bir modernizm eleştirisi. Marquis de la Taillade-Espinasse ve gülünç teorisi ve hava üfleyen makinesi romanda ironinin dibine vurulan bölümler. Bu da doğrudan Aydınlanma Çağı'na, bilimin kutsallaştırılmasına, icatçılık ve makineleşme sevdasına gönderme bittabii.
Metin boyunca en çok etkilendiğim bölüm Grenouille'un insan kokusunu taklit ettiği, Marki tarafından da iyi giydirildiği bölümde insan içine karışması, insanların onu kabullenmesi, onları bu kadar kolay kandırabildiği için insanlardan nefret etmesi ve kendisini de tanrılaştırmasıydı:
"Düğün alayı, çan sesleriyle, kalabalığın bağrışları eşliğinde yoluna gider, ortalığa paralar yağarken onun da içini başka bir coşkunluk, kara bir coşkunluk, bir şehvet nöbeti gibi her yanını titremelere salan, başını döndüren, kötü bir zafer duygusu kapladı. Öyle ki bu duyguyu çevresindeki bütün o insanların tepelerinden aşağı bir zehir gibi fışkırtmak, bir bayram coşkusu içinde, onlardan hiç korkmadığını hatta pek nefret de etmeyip şu anda her zerresiyle onları aşağı gördüğünü, çünkü pis kokulu budalalar olduklarını, çünkü onları kandırdığını, aldattığını, çünkü hepsinin birer hiç, kendisininse her şey olduğunu suratlarına haykırmamak için kendini zor tuttu."