Kitabı bitirdim ama neler yaşadım, hissettim bu esnada ne siz sorun ne ben söyleyeyim halindeyim. Charlotte Brontë bize koca bir hayat yazmış. Şuan ben biriyle çocukluğundan itibaren tanışıp yetişkinliğine şahit olmuş gibiyim.
Nasıl bir yorum yapacağımı bile bilmiyorum. kolay kolay beni etkileyen bir kitaba denk gelemiyorum. Jane Eyre gibi bir kitaba hazırlıklı değildim. Severim ama yani diyordum. Okur geçerim herhalde?
Vakitsizlik sebebiyle kitabı çok uzun bir sürede okudum. Sanırım biraz da bu yüzden tüm duyguyu, öyküyü derinden hissedip irdeleme fırsatı buldum. Çok sevmekten ziyade çok beğendim ben bu kitabı. Baştan sona ince düşünen bir zekanın ürünü olduğu, anlatmak istediği şeylerin varlığı, duyurmak istediği sesi özenle işleyişi... Anlatamam size beğenimi.
Kitaba başladığımda böylesine naif bir anlatım ile karşılaşacağımı gerçekten hiç tahmin etmiyordum. Sayfalar birbiri ardına kadife sesli birinden kitabı dinliyormuşsunuz gibi kayarak ilerliyordu. Ve bu naifliğe, bu anlatım gücüne bayıldım. Bu güçlü anlatımda Charlotte Bronte’nin yaşadıklarının izi olduğu da çok açık. Zira kitap biyografik ögeler de içermekte.
Daha bebekken öksüz kalmış olan Jane Eyre, Yengesi ve onun çocukları ile zor bir çocukluk geçirir. Yengesi tarafından gönderildiği katı kurallar ile yönetilen Lowood Okulunda da kötü günler geçirmeye devam eder. Uzun yıllarını bu okulda geçirmek zorunda kalan Jane okul dışında bir hayatı tanımadığından dış dünya onun için bilinmezlikler ile doludur. Okuldan ayrıldığında ise Thornfield Malikanesine mürebbiye olarak gider. Bu malikanede onu bekleyen tek şeyin bir çocuk olduğunu sanan ve günlerinin yine tekdüze geçeceğini düşünüp hüzünlenen Jane ne kadar yanıldığının farkına varacaktır çünkü burada aşkı da tadacaktır. Evin efendisine aşık olan Jane bu aşk ile birlikte hayal edemeyeceği acılara da göğüs gerer.
Charlotte Bronte öyle bir kadın karakter yaratmış ki sade, tutkulu ve akıllı. Üstelik o dönemde kadınların böyle bir derinliğe sahip olmadığı düşünülüp sadece estetik güzelliğine bakılırken. Jane ise estetik güzellikten uzak olmakla birlikte herkesin ilgisini çeken bir iç derinliğe sahiptir. O dönemde kadınlarda pek görülmeyen özgürlük arzusu ve tam bağımsız bir kadın oluşu onu insanların gözünde ilgi çekici kılar. Tüm roman boyunca cinsiyetler arası eşitlik, özgürlük ve bağımsızlık üzerinde durur Jane. Romanın bu feminist yönleri de övüldüğü gibi eleştirilmiştir de. Ama bütün eleştirilere rağmen Jane Eyre en etkili edebi karakterlerden olmuş gibi gözüküyor. Kitap Jane’in hayatını anlattığı gibi Jane’in gelişimi üzerine olduğu için en çok ondan bahsettiğimin farkındayım ama kitap içinde bir sürü karakter barındırıyor elbette. Ve benim için içlerinden Jane’den sonra en değerlisi Edward Rocherster oldu. Onun da Jane gibi dik oluşu, dönemin koşullarını hiçe sayarak bütün zenginliğine rağmen zengin birisiyle değil de kendine uygun birisi ile evlenmek arzusu ve bütün yaşadıkları beni etkileyen şeylerdi.
Kitap hakkında övgüden başka söyleyebilecek çok bir şeyim yok aslında.
630 sayfa fakat ben kitaptan 130 sayfayı saymıyorum çünkü sevmedim. Yazar kötü yazdı da sevmedim değil olayların gidişatı hoşuma gitmedi ama o sayfalar da çok güzel yazılmış, altı çizilecek sayfalardı. Gelelim kalan 500 sayfaya. Kitabın 1847 tarihinde yayımlandığını belirtmeliyim öncelikle. Belirtmeliyim çünkü hayatımda okuduğum en güçlü kadın karakterlerden birini okudum. Dayak yiyeceğini bile bile kendini savunan 10 yaşında bir kız okudum. Açlıktan öleceğini düşündüğü halde gururunu ayaklar altına almayan bir kadın okudum. Jane'in beni ne kadar çok etkilediğini anlatmamın mümkün olduğunu düşünmüyorum. Böyle dik başlı, adaletten yana, kadın ve erkek eşitliğini savunan bir karakteri anlatamam herhalde. Eee Şu anda da böyle kitaplar yazılıyor diyebilirsiniz. Çoğu kitap güçlü bir kadın karaktere sahip ama 1847 yılında çoğu kadın erkekle eşit değildi unutmayın. O zamanın şartlarını göz önünde bulundurduğumuzda ne kadar cürretkar ve cesur bir kitap olduğunu anlayabiliriz bence. Aslında sizlere uzun uzun kitabı anlatabilirim daha Helen'den Edward'tan iğrenç Bayan Reed'den bahsetmedim. Ama eğer siz bunları okuyarak tanırsanız daha çok keyif alırsınız. Şu an hemen bu kitabı alın okuyun diyemiyorum ne yazık ki. Bence insanın belli bir dünya görüşü oturduktan sonra okuması gereken bir kitap. O yüzden umarım kendinizi bu şahane kitaba hazır hissettiğiniz zaman vaktinizi ayırıp okursunuz.
“Sırf yaşça benden büyük olduğunuz ya da dünyayı benden fazla gördüğünüz için bana karşı buyurgan davranmaya hakkınız olduğunu düşünmüyorum efendim. Üstelik iddianızda haklı olup olmamanız zamanı ve deneyimleri nasıl kullandığınıza bağlı.”
“Bir kadın, geleneklerin kendisi için yeterli saydığı şeylerden daha fazlasını yapmak, öğrenmek istersen onu kınamak, alaya almak düşüncesizliktir.”
Tiyatro oyunları bittiğinde seyirci ayağa kalkıp alkışlar ya, ben de kitap bittiğinde ayağa kalkıp Charlotte Bronte‘yi alkışladım.Bu zaman için hala birçok şey ifade eden bir klasik.
"Ben bir kuş değilim ve hiçbir ağ beni kapana kıstıramaz: Ben kendi bağımsız iradesine sahip, özgür bir bireyim!"
Jane sen tanıdığım en güzel kadın karakterlerden birisin. Jane Eyre'dan önce favori klasiğim Uğultulu Tepeler'di. Bu noktada küçük bir karşılaştırma yapma isteğime de karşı gelemiyorum maalesef. Charlotte Bronte, Jane Eyre ile benim gözümde Emily Bronte’nin Uğultulu Tepeleri’ni geçmiş bulunmakta.
Bronte Kardeşler'in başarısı genetik mi acaba? :d Kitabın kalınlığı sakın gözünüzü korkutmasın (klasik ve kalın kitap = ufak gerginlikler:d) su gibi akıp gidiyor.