Kitabın sonunda yer alan Sonsöz bölümünü düşüncelerime tercüman olması sebebi ile direkt aktarmak istiyorum:
Yazılı sorularına verilen yanıtlardan oluşan bu ilginç kitabı okuyunca birkez daha hayıflandım. Hayıflandım çünkü birkez daha büyüklerin biraz da küçümseyerek çocuk adını verdikleri insanların bakış açısıyla yeniden bu dünyayı, bilgilerini, kurallarını, insan ilişkilerini görmek isterdim... Çünkü büyükler çocukluktan uzaklaştıkça güvenceli ve risksiz bir hayat yaşamak için boğucu bir mantığın içine giriyor. Girince de ironi ve alay duygusunu yitiriyorlar. Ama çocuklar bu mantığı
reddediyorlar. İşte Lise 1'den Sevda, Terliksi hayvan ne demektir? sorusuna hiç çekinmeden ve gayet ciddi; terlik giymeden dolaşıp duran değişik türdeki hayvandır, diyor. Buradaki çocuksu bakış açısı bize şunu öğretiyor. Çocuklar herşeyi biliyor, öyle ki bilmezlikten gelerek bunu bize mizahi yani oyunbozucu anlamda kanıtlıyorlar. Örnek mi? İlkokul 5'ten Haydar, Peygamberimize Kitap nasıl inmiş sorusuna; Peygamberimizin babası Abdullatip kitapçıdan almış. Peygambere vermiştir, diye yanıt veriyor.
Büyükler kurallar ve bilgiler icat ederler ve bunların çok önemli olduğuna hemen kendilerini inandırırlar. Oysa bu kuralların ve bilgilerin çok önemli olduğu çocuklara pek de anlamlı gelmez. Onlar bu çoğu kez önyargılarla çerçevesi sınırlanmış kuralları ve bilgileri önce hayal dünyalarının ve o müthiş sezgilerinin süzgecinden geçirip öyle değerlendirirler. Size sorarım mübarek geceler hangileridir? Yoo öyle değil işte. İlkokul 5'ten Serpil, Kına Gecesi, Gerdek Gecesi ve Dolunay Gecesi diye üçe ayırıyor ve böylelikle büyüklerin bilgi ve mantık formunu alt üst ediyor... Bu kitabı okuyunca çocukluğuma birkez daha dönmeyi çok istediğimi anladım. Büyüklerin hayalden yoksun mantığıyla, ironi ve alaydan uzak hayatlarıyla alay etmeyi, kuralları ters yüz edip, yasaklara nanik yapmayı çok özlemişim...
Bu kitabın hazırlanmasında emeği geçen herkese, içimizdeki o hala direnen çocukluğumuz adına minnet duymamız gerekiyor...
Cezmi Ersöz