Yılanlarla rüyamda bile dans ettim. Evet bu kitabı okuduğum iki gün içinde yılanlar tarafından ısırıldığım bir rüya dahi gördüm. Bu da ne kadar etkilendiğimi gösteriyor sanırım. Kitabı okurken uzun süredir büyülü gerçekçilik akımına ait bir kitap okumadığımı ve özlediğimi farkettim.
Kitapta dört bölüm bulunuyor. Bunlardan ilk bölümde anlatıcı, sosyoloji mezunu işsiz genç Eduardo Sosa, sarı Chevrolet’sinde yaşayan Jacinto Bustillo’ya merakla yaklaşır ve iletişim kurmaya çalışırken bir dizi tesadüf sonucu onun yerini alır. Bu tesadüf anlarını okurken şaşırdım ve roman gayet stabil giderken ivmesinin bir anda arttığını farkettim. Jacinto Bustillo sadece hayatı mahvolmuş bir dilenci değildir. Zira o hiç kimsenin bilmediği 'yılanların efendisi'dir. Birden bire, Eduardo da Bustillo’nun kimliğini alır ve arabasında yaşayan dört dişi yılanın yeni efendisi olur. Bu yılanlar ile şehirde dehşet saçmaya başlar. Bu dehşet bazen Jacinto Bustillo'dan miras kişisel nedenlerden kaynaklanmakta bazen de yeni Jacinto Bustillo'nun güç sarhoşluğundan kaynaklanmaktadır.
İkinci bölümde, üçüncü tekil anlatıcıya geçilir ve ilk bölümde anlatılanlar bir de polislerin bakış açısından anlatılır. Polisler bu dehşetin nedenini ararken; olayı türlü teoriden bir nedene indirgemeye çalışırlar. Kitabın üçüncü bölümü ise, olan biteni araştıran ve anlamaya çalışan Rita isimli bir gazeteci ve yer aldığı gazete merkeze alınarak anlatılır. Kitabın son bölümünde ise sözü yine Sosa alır ve roman boyunca atılan düğümlerin çoğu çözüme kavuşturulur.
Toplumsal açıdan değerlendirildiğinde kitaptan çok fazla çıkarım yapılabilmektedir. Zira büyülü gerçekçilik romanlarında asıl yapılan da bu toplum ve devlet eleştirisidir. Bildiğimiz üzere Latin Amerika kanlı bir coğrafyadır. Geçmişinde nice savaş, darbe, katliamı barındırmaktadır. Kitapta da ikinci bölümün hemen başında Polis Teşkilatına nasıl bakıldığını, kuruma "Kara Saray" denilmesi ile hemen anlamaktayız. Öte yandan polisin eğitim aldığı yabancılara bile takılan 'gringo' gibi birtakım sıfatlarla Latin Amerika ülkelerine dışarıdan yapılan etkinin nasıl eleştirildiğini görüyoruz. Narkotik ile Soruşturma birimleri arasında gereksiz rekabeti, uyuşturucu dağıtımını engellemekle görevli polislerin nasıl da bu uyuşturucuyu kullanmakta olduğunu görürüz.
Öte yandan kıtanın kanlı geçmişinden kaynaklanan tedirginlik kitapta çok iyi yansıtılmış. Zira insanlar, siyasi veya ideolojik hiçbir yanı olmayan bu saldırıyı dahi uyuşturucu kartellerinin tepkisi, hükümetin etkisizleştirilmesine yönelik bir darbe girişimi gibi büyük olaylara yormaya başlamaktadır. Zira suç, iktidar, muhalefet hepsi birbiriyle işbirliği içinde olabilmektedir. Ne plana ne de komploya dayanan rastlantısal bir saldırı üzerinden toplumun tüm katmanlarının görüşleri verilir. Rastlantısal bile olsa bu saldırılar kirli birtakım işbirliklerini, yakınlıkları tedirgin etmiş ve ortaya çıkarmıştır. Bu nedenle yazarın sert üslubu nedeniyle ülkesinde niye istenilmeyen yazar haline getirildiğine şaşırmıyorum.
Kitabı birey ekseninde değerlendirdiğimizde de okuldan yeni mezun olan işsiz bir gencin sorunlarla dolu kaotik bir ülkede nasıl görünmediğini ve bu görünürlüğü ancak ortalığı birbirine katmakla kazanabildiğini görmekteyiz. (İçinde bulunduğumuz devlet ve toplum da biz gençlerin hepsini birer Eduardo Sosa'ya dönüştürmedi mi zaten?)Kitabın özellikle son kısmını 2019 yılında vizyonda olan Joker filmine benzettim. Zira burada da toplum tarafından görülmeyen bir karakterin yaratmış olduğu dehşetle kendisine özgüven geldiğini ve güçlendiğini görmüştüm. Filmde Joker karakteri gibi çok fazla insanın bulunduğunu ve bu olaylar yaşandığında etrafında nasıl bir kalabalık toplandığını görmüştüm. Kitapta bunu da;
"...Eğer siz şu zenginlerle aşağılık iktidarın götüne koyan adam olsaydınız, sizi şimdi şuracıkta omuzlarıma alırdım."
"Bütün gruplar aynı şeyi konuşuyordu; sarı Chevrolet'nin yarattığı kaosu. Güneş gözlüğü takan genç öteki gruptan bize doğru seslendi: Jacinto Bustillo ve onun adaletten yana yılanlarıyla bir dayanışma komitesi kurulmalıydı ve ben de, Bustillo'yla yılanlarına destek verecek gizli bir yeraltı teşkilatını şehrin tüm yoksulları adına devreye sokmalıydım." gibi cümlelerden anlamaktayız.
Kısa bir romanda, akıcı bir dille böyle bir atmosfer oluşturan yazarın diğer kitabını da okumayı düşünüyorum. Büyülü gerçekçi bir atmosferde toplumun ve kurumların ne kadar çürüdüğünü görmek, görülmeyen bir insanken herkesin bildiği biri olabilme hissini yaşamak ve yılanlarla dans etmek isteyen okurları buraya alalım. İyi okurlar.
Yılanlarla DansHoracio Castellanos Moya