"Sen hayatını gayet güzel idame ettiriyorsun, bense zar zor; insanlarla hiç zorluk çekmeden anlaşıyorsun, benimse onlarla geçinmeye gönlüm yok."
"Bir daha asla fatura ödemeyeceğim. Takastan, hırsızlıktan ve ormandan geçineceğim. Ben ölünce de orman benden geçinecek. Anlaşma böyle."
(Ufak bi' Spoiler)
Belki de Erlend Loe'nun kendi içindeki her şeyden uzaklaşma isteğinin Andreas Doppler önderliğinde kaleme alınıp satırlara dökülmüş biçimi. Bu kaçış biçimi kelime olarak ne kadar karanlık ve kasvetli dursa da Loe kısacık romanında bunu o kadar samimi ve sempatik anlatmış ki okurların aklında 'Acaba ormanda yaşayabilir miyim?' sorusunu uyandırıyor.
Bisikletiyle ormanda gezinen Doppler'in bisikletinden düşüp uyandığında ormanı farklı bir gözle görmesi huzur dolu bir yaşamı burada bulabileceği düşüncesi ile başlıyor roman. Sonrasında avcılık ve takas yöntemini dahi kullanacak kadar soyutlamaya çalışıyor kendini diğer insanlardan. İçimizdeki ilkelliğin, samimiyetin, kaçışın, öze dönüşün ve tabii ki hayvanlarla dostluğun mükemmel işlendiği bu roman bittiğinde içimizde buruk bir neşe bırakıyor.