Çocuklar için yazılmamış çocuk kitaplarıyla ilgili bir liste hazırlansa, başı Peter Pan çekerdi herhalde. Sonsuz çocukluğun masalsı bir anlatımı gibi gözükse de ömür boyu atlatılamayan bir travmanın dışavurumudur o.
Çok hüzünlü: James Barrie, kalabalık bir ailenin en küçük evladı. Öne çıkan pek bir özelliği yok, ağabeyi David'in gölgesinde yaşıyor. David başarılı, karizmatik ve gelecek vadeden bir çocuk iken on dördüncü yaş gününde geçirdiği bir kaza sonucunda hayatını kaybediyor. Bu kayıptan en çok anne Margeret etkilenmiş gibi gözüküyor çünkü aylarca yatağından çıkamıyor, hayattan yarı kopuk hale geliyor. Bu noktadan sonra işler hastalıklı bir hal alıyor çünkü minik James, annesini teselli edebilmek için ağabeyi David'in takım elbiselerini giyiyor. Hayatı boyunca göremediği ilgiyi bu şekilde alabildiğini fark edince bu oyunu derinleştiriyor -onun kıyafetlerini giyiyor, onun gibi konuşuyor, ıslığını bile taklit ediyor. James, adım adım David'e dönüşürken henüz gelişmekte olan kişiliğini de tıpkı bir palto gibi çıkartıp portmantoya asıyor. Elbette bu çarpık oyun sonsuza dek devam edemez. O paltoyu yeniden, ancak yirmi yaşına geldiğinde giyiyor... Ama artık, her şey için çok geç. Başarılı ve bolca alkış alan bir tiyatro yazarı olmuş ama bu onun yetişkinlerin dünyasına adapte olabildiğini mi gösterir? Hayatı boyunca yaşadığı stres ve baskıdan dolayı psikolojik cücelikten muzdarip, boyu 1.42, uzayamamış. Ağabeyinin kıyafetlerini giydiğinde onun sonsuz çocukluğunu da giyinmiş ve daha sonrasında istese de çıkaramamış. Diğer taraftan o portmantoya astığı kendi kişiliği gelişim gösterememiş. Büyümek nasıl bir yolculuktur? Barrie bunu asla bilemedi. Fakat çocukluğun nasıl bir yolculuk olduğunu herkesten iyi biliyordu çünkü sonsuza dek hapsolduğu bir eşikti çocukluk. Çocukluğa dair, akademinin dahi çok sonraları fark edebildiği müthiş gözlemleri vardı. Belki de bu yüzden, çocuk psikolojisinin öncülerinden biri olarak kabul edilmesine şaşırmamalı.
James Barrie ağabeyi hakkında şöyle demişti: “Ben yetişkin bir erkek olduğumda, o hala on üç yaşında bir çocuktu.” Böylelikle Peter Pan’in giriş cümlesi ortaya çıkıyordu: “Bütün çocuklar büyür, biri dışında.”
Elbette, bilinçdışının Sigmund Freud ve Carl Jung tarafından sistemleştirilmesinden çok önce de insanlar hayal gücünün varlığını sezebiliyordu. Tıpkı Friedrich Nietzsche'nin Dionysosçuluk ile işaret ettiği gibi. Barrie'nin Viktoryen Dönem anlatısındaki Varolmayan Ülke, Düşler Ülkesi ya da Hiçbiryer (çeşitli çevirileri olsa da ben Varolmayan Ülke'yi daha çok severim) tıpkı bilinçdışı gibi rüyalar, hayaller ve 'korkular'dan oluşan, büyüleyici olduğu kadar tekinsiz de bir yerdi. Daha ileri giderek, bütün bir kitabı James Barrie'nin kişisel bilinçdışı olarak görmemiz mümkündür ve aslında böyle yaptığımızda, bütün bir anlatı anlam kazanır. Barrie çocukları eğlendirmek için bir masal anlatmaz bize, kendi travmasını dışa vurur, gelmiş geçmiş en insancıl metinlerden birini ortaya koyar.
Peter Pan'in kaçtığı trajedi büyümek değildir, kaçamadığı trajedi büyüyememektir. Onun çabucak kapıldığı ve sonra aynı hızla unuttuğu tüm maceraların önemi, yaşayamadığı tek bir macera karşısında silinir gider: Büyümek. O hiçbir zaman geçmesi gereken eşikten adımını atmamıştır, bu yüzden kahramanlıkla uzaktan yakından alakası yoktur. Hepimiz hayatlarımızın kahramanı olma potansiyelini içimizde taşırız, potansiyelin açığa çıkışı ise ancak travmamızla yüzleşerek gerçekleşir. Travmadan kaçış, büyümekten kaçıştır.
Öte yandan "kahramanlıktan büsbütün uzak diyemeyeceğimiz" Kaptan Kanca vardır. Eşikten geçme pahasına yozlaşmıştır ama onun aslında kötü bir insan olmadığı ve gözlerinde taşıdığı hüzün, Barrie tarafından ısrarla vurgulanır. Neden? Nedir Kanca ve Peter arasındaki uzlaşmazlık, birbiriyle bir türlü bütünleşemeyen hasarlı yetişkinlik ve inatçı çocukluk mu? Yetişkinliği reddeden çocuk ile çocukluğu reddeden yetişkinin savaşı. İkisinin de bir tarafı eksik, oysa bütün olmaları gerekirdi.
Peter Pan, çocuklukta bir kere, ama yetişkinlikte pek çok kez okunması gereken bir kitap benim gözümde. Belki ilk okuduğumuzda hep çocuk kalmanın güzelliğini algılayabiliriz ancak fakat diğer okumalarda, düşsel manzaraların arkasına saklanmış yaralı bir çocuğu -kendi çocukluğumuzu- Peter'da bulacağız. Ve belki bazıları -umarım ki pek az kişi-, o yaralı çocuğu susturmak pahasına dönüştükleri huysuz yetişkini de Kanca'da bulabilir.
Ek olarak, Kanca ve Peter'ı Jung arketipleri bağlamında incelediğim bir video:
youtu.be/QvuatQZv5fc