“ Bu kadar iyi yazmayı bilmiş bir kadını ben, ben derken, pek çoğumuzu kastediyorum tabii. Niçin bilmiyordum? Niçin kimse-yani pek çoğumuz- Safiye Erol adında bir yazardan haberdar değildi.” Radikal, Murat Belge
Atsız olmasa pek çoğumuzun haberdar dahi olmayacağı, sağlığında keşfedilmemiş bir müellifin romanı Ciğerdelen... Yazıldığı dönemin dünleriyle bugünlerini, Osmanlının serhat boylarındaki mücadelesini ve saltanatın debdebeli ihtişamının gerileme dönemini sürükleyici anlatımıyla yaşarcasına anlatmayı başaran Safiye Erol'a rahmetle...
BURADAN SONRASI SPOİLER, ESERİ OKUMAYI DÜŞÜNÜYORSANIZ LÜTFEN İNCELEMEME BURADA BİR VİRGÜL KOYUN VE OKUDUKTAN SONRA TEKRAR GELİN.
Bir şekilde yolları kesişen ve birbirlerini tanıdıkça Hersekoğlu Ahmet Paşa’nın soyundan geldiklerini yani ortak geçmişlerini keşfeden iki insanın, Cangüzel ile Turhan'ın aşkına şahitlik edeceksiniz. Bu hikayede geçmiş olay örgüsü de diyebileceğim iç hikayeleri daha çok sevdim. Sarı Sipahilerin asırlar öncesinden gelen tarihimizle gurur duyma sebebi yaşanmışlıkları, Ciğerdelen Palankası'nı yitirişimizle saltanatın geldiği durum nefesimi tutarak okuduğum satırlardı. Yedi Peçeli iç öyküsünde ise insan ruhuna dair analizlerin derinliğini çok beğendim. Molla Ağaların Düğünü'nde finale yaklaştığımı hissederken çok nadir başıma gelen " keşke bitmese" hissini yaşadım.
Bu eseri okuyarak iç dünyanızı genişletebilir, okumaktan keyif alırken düşündürücü detaylarla şaşırabilirsiniz... Sıkmayan, sürükleyen yapısıyla bu eser de Türk Edebiyatı dalında ölmeden okunacaklar listesine girmeyi hak ediyor.