Bazı kitaplar vardır insanda derin izler bırakır, Tatar Çölü de onlardan biri...
Uzun zamandır bir edebi eserden bu kadar keyif almamıştım. Kitabın eskimeyen diyebileceğim bir özelliği var, yayınlandığı 1940 yılından bu yana hayatımız "modernleşme" anlamında pek çok değişikliğe uğramış olsa da kurgu insan ruhundaki değişiklikler ve beklentiler olduğundan; eskimeyen, beklentilerimizin değişmesi üzerine nefis gözlemler içeren bir başyapıt diyebilirim. Yalnızlığa giden içsel yolculuk bundan iyi anlatılamazdı belki de...
İçerikten bir tadımlık paylaşarak incelememe son vereyim:
"...
Yavaş yavaş güveni azalıyordu. İnsanın, tek başına olduğu ve hiç kimseyle konuşmadığı zaman bir şeye inanması çok zordur... İşte tam da o dönemde Drogo, insanların her zaman birbirlerinden uzakta olduklarını fark etti, birisi acı çektiğinde, acısı sadece kendisine ait oluyor, hiç kimse o acıyı birazcık olsun dindiremiyordu; bir insan acı çektiğinde diğerlerinin duydukları sevgi ne denli büyük olursa olsun, bu yüzden acı çekmediklerini ve yaşamdaki yalnızlığı işte bu durumun oluşturduğunu fark etti."