Stefan Zweig'ı çok da sevmeyen biri olarak bu kitabını okuduktan sonra diğer kitaplarını da tekrar gözden geçirmeye karar verdim. Kaldı ki epey önyargılı biri olan beni çoktan vazgeçtiği bir şeye böyle kolayca dönerken görmek de epey şaşırtıcı yine Ben'in açısından.
Kitap 3 adet dini öğelerin bolca bulunduğu, tasavvuf vari hikaye barındırıyor. Oldukça kısa olan bu hikayeler vermek istediği mesajı hızlıca verirken Tanrı'ya karşı içinizde var olan öfkeyi ve çocukların bu öfkeyi kustuktan hemen sonrasında hissettiği şefkat duyma isteğini uyandırabiliyor.
Özellikle üçüncü hikaye olan Ölümsüz Kardeşin Gözleri hikayesi eylem ve eylemsizliğin kaotik ve çelişkili yapısını metafor ve hikayeye yedirerek oldukça basit bir şekilde aktarıyor. Burada tek sorun: Okurken kitabın sonunu hızlıca tahmin ederek başkaraktere babaanne edasıyla "Yanlış yapıyorsun!" diyebiliyor olmak bence. Bu etki sebebiyle de baş karakter Virata'nın adaleti, bilgeliği vb. kitapta anlatıldığından ve uyandırdığı etkiden biraz daha yavan geliyor. Ancak her şeyin özgür olması gerektiğinin, bırakınız herkes istediğini, her şeyi yapsın düşüncesinin uçuruma doğru yükselişte olduğu bu dönemler için eylemsizliğin de aynı ölçüde nasıl kaosa sürükleyebileceğine dair önemli bir öngörü sunuyor.
Kısacası kitap; "Düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor."