Okudukça daha da içine girdiğimiz öyküde, Proust'un beyninin kıvrımlarında dolaşır gibi hissettim kendimi.
Combray'da başlayan hikaye Albertine ve Proust arası kurgu doğrultusunda ilerlerken "kim mahpus" sorudunu sordurtan bir kurguda ilerliyor.
Verdurinlerin aile yaşamına ve o zamana bakışlarındaki snobluğun, Charlus Baronu'nun tavırlarındaki sebeplerin anlatımını okurken kendinizi görünmez olmuş da olayları canli hissediyor gibi görüyorsunuz.
Bu kitapta en çok dikkatimi çeken şey Vinteuil ile ilgili bölümler oldu. Öyle dile getirilmişti ki kendimi nette sonatı ararken bulup Proust'un muhteşem zekasının ürünu olduğunu öğrendiğimde şaşkın hissettim. Özellikle yediliden bahsettiği yerlerde beynimin içinde orkestra çalıyor gibiydi.
Bir sonraki kitaba geçmek için sabırsızlanıyorum!