Gönderi

4/10
·216 syf.··
2017 39. kitabı
·
36 saatte okudu
·
Okunma: 05 Mayıs 2017 02:54
Yazarın okuduğum ilk kitabiydi. Eyvallah serisini okuduktan sonra okusam daha iyi olacaktı sanki. Hataya düşmüş "açık" bir günahkar olaraktan, kitabi okurken ötekileştirildiğimi hissettim. Fesleğen gibi yarı melankolik, depresif bir arkadaşım olsa ona katlanabileceğim maksimum gün sayısı üç.. Kitabın dili 20 li yaşlarının başında bir kıza pek uygun değil. Zaman zaman polat alemdarın babası ömer baba, bazende devlet bahçeli konuşuyormuş gibi hissettim. Bunu söyle yap kardeşim, sütüne tarçın koyup öyle iç kardeşim gibisinden nasihat temelli yazılardan pek hoşlanmıyorum. Ben fesleğen karakterini asiri burnu buyuk buldum. Haram mi helal mi bilmem yargilamak bana da düşmez ama herkesin aşki kendine kutsal ve biriciktir. Herkes aci çeker. Kavusur, barışır, özler. Zaten kitabın sonu çok belli bile bile okuyorsun, benim anlamadıgim bazi noktalar oldu. Köyde oturduklarını söylerken, bir kaç sayfa sonra mahallelerinden bahsediyor. Köylerin artık mahalle olarak geçmesinden olabilir. Ama geniş bir avludan bahsediyor, ama odası konyanın meşhur "yeşil kubbesi" manzaralı. Anlamadım. Ayrica köyde oturuyorsa mahallede nasıl sahaf işletiyorlar. Birde eylül ayınin sonarina dogru sobalar yanmaya basladiginda ıhlamur agacinin çiçeklerinin kokusundan mest oldugu bir sahne var. Eylül ayında konyada ıhlamur çiçeği ara bul ki koklayasin. En nazlı bitkilerden biri olan ihlamur, eylül sonuna bırakilmaz. Yani biz bırakmiyoruz, iki gun gec topla yagmur yerse sümükleniyor, ya da dalda böcekleniyor. Bizimkilerden biliyorum. Konya'nin ıhlamurları cins olarak farkliysa bilemem. Hangi kurdu beslersen o kazanir ve çölde hirsiz tarafindan gaspa ugrayan"bunu kimseye anlatma" diyen derviş hikayesine zaten daha önce denk gelmissinizdir. Çay, kahve ve kitap üclemesinin kullaniminda ahmet batmani sollamiş. Ki sukur kalemi ahmet batmandan daha iyi. Yazarin edebi yönü var. Kelime bilgisi ve bunlari uygun yerlerde kullanma acisindan oldukca basarili. Altini çizdigim satirlarda oldu, cok hosuma giden cumlelerde oldu. Beni cocukluguma göturen sayfalarda oldu. Feslegenle Hayatimizin benzer noktalari oldugu kadar, sert çizgilerle ayrilan farkliliklari da var. Bence Allahı bulmanın yolu bu şekilde seriye bağlanmış kitapları okumaktan geçmiyor. Yeni dogmus bir kedi yavrusunun kalbine elinizi koyun, ac bir köpekle son paranizla aldiginiz poğcanizi paylasin, o köpegin gözundeki isiltida zaten kainati göreceksiniz. Yani fesleğen gibi aval aval gök yüzüne bakmanızın geregi yok. Çünkü "O" bize şah damarimizdan yakın. Haydinn bana eyvallah..
FesleğenHikmet Anıl Öztekin · Hayy Kitap · 201717,2bin okunma
··
1 +1'leme
·
15,2bin Gösterim
24 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Dini sömürmek mi? Neden dürüstlük, adalet, kadın hakları vb. konuları tema edinen kitaplar hakkında bu konuları sömürüyor şeklinde yorum yazılmazken, konu din olduğunda, sömürmek gibi bir fiil kullanılıyor. Bu kitaplar size okuduktan sonra Allah'ın yolunu bulacaksınız diye bir iddia da mı bulunuyor? Günümüzde onca sapıklıkların işlendiği kitap ve filmlerin yanında böyle Allah'tan dinden ahlaktan bahsedilen kitaplar sıyrıldığında niye hep birilerinin gücüne gidiyor ki? Sürekli birilerini kafamızda kurduklarımızla itham etmekten ne zaman vazgeçeceğiz? Bu kitap Allah'ın yolunu buldurmuyor belki fakat günlük hayatın onca koşuşturmasında bir şeyleri hatırlatmıştır, eminim. Bu sebeple biraz daha objektif bakmanızı isterdim.
sıla
Gönderi Sahibi
Iyi okur zira bi yere varmayacak tartısmalara girmiyorum. İsabet olur. Kitabı sevmemişsem sevmemişimdir bu kadar basit...
Hikmet Anıl Öztekin hiç okumadım, hiçbir zaman okuyacağımı da zannetmiyorum. Mesele senin bahsettiğin sömürü meselesi. Şimdi sömürmeyen yazar mı var? Diye sorabilirsin. Bunu sormakta çok da haklı olursun. Yazarlar her zaman için para için yazdı. En azından büyük çoğunluğu. Dostoyevski bile geçimini sağlamak, borçlarını ödemek için yazdı, romanlarının büyük çoğunluğunu. Yalnız o zamanlar biraz daha farklıydı. Onlar okunmak için yazmıyorlardı. Çünkü satılan kitap başına prim almıyorlardı. Onların zamanında sayfa sayısına göre ücret ödeniyordu. Bir de yazarlar arası prestij açısından rekabet vardı tabi. Bu prestijde onların toplum ve sanat camiası tarafından ne kadar benimsediğine göre oluşuyordu. Yüksek prestijli yazarlar hem toplum tarafından hem de sanat camiası tarafından sayılırdı. Ayrıca sayfa başına aldığı ucrette artardı. Yine döndü dolaştı mesele okunmaya geldi. Hangi çağda olursa olsun yazarların büyük çoğunluğu okunmak için yazıyor demekki, okunma sonucunda da hem prestij artıyor, hem de aldıkları ücret. Bu okunma ve anlaşılma birde sevilme meselesi tamamen. Bizim gibi edebi değeri düşük toplumlarda da değerler üzerinden yazanlar daha çok okunuyor, toplum tarafından seviliyor, daha çok kazanıyor. Sanat camiası mı? Onların birini al vur ötekine, hepsi aşağı yukarı aynı. Kurgu, mantık hatası mı ona pek fazla takılma. Ben öyle yapıyorum. Gördüğüm en büyük yazarların kurguları genelde zayıftı. Bir çok yerde mantık hataları vardı. Yalnız bu dediklerim daha çok anlatısı kuvvetli yazarlar. Zaten kurgu falan pek umurlarında değil. Bir çerçeve çiziveriyorlar romanlarını o kadar. Sonra içine tıka basa felsefelerini, düşüncelerini dolduruyorlar. Kurgu falan bunlar çok önemli değil kısacası, mesele yazarın dolulugu, düşüncelerinin sana ne kadar hitap ettiği. Ne biliyor ne kadar biliyor, nasıl anlatıyor mevzuu bu. Bu arada okunma derdi olmadan ve dolu dolu yazan bildiğim tek bir yazar var. Daha doğrusu yazar değil filozof ama guzel romanları da var. Elbette ki onu herkes tanıyor biliyor, burada ismini tekrardan belirtmeye gerek yok.
Zamanla insanın düşünceleri değişiyor abi. Bu yazı sadece ne anlattığına baktığım dönemlere ait.
Küçük aytıntılara takıldığınız için kitabın anlatmak istediğine yoğunlaşmamışsınız. Gayet de istifade edilebilecek bir kitap. Size tavsiyem ayrıntılarda boğulmamanızdır.
sıla
Gönderi Sahibi
Avon katalogu okumuyorum ki. Tabi ki ayrintilara takilacagim. Alemsiniz.
Bence çok güzel bir kitaptı. Aşkların bu kadar sığ yaşandığı, kızların artık erkeklerden daha fazla argo konuştuğu bir zamanda her yönüyle örnek bir genç kızın hikayesi.
“kızların artık erkeklerden daha fazla argo konuştuğu” pardon? :D kızlar her zaman eli yüzü düzgün oturmalı, nazik ve kibar olmalı, zariflikten bir tarafları kırılmalı; size göre hep böyle, değil mi? bıktım artık şu cinsiyetçi söylemlerden. ne erkeğe, ne de kadına argo yakışıyor. insana argo yakışmıyor bence, kullanan da kullanır. bana ne, size ne?
Öyle ölmez füze at.