Bazen ruhumuz göz kapaklarımızdan daha ağır olabiliyor. Bazen bakışlarımız.. belki de susuşlarımızdır ağır olan. Sessizce.. hiçbir şey yapmadan.. Gözlerini bile kapatmadan..
Her an birisini kaybediyoruz hayatımızdan. Kendimizden, bizden. Ruhumuzda binlerce kişi tarafından hazırlanan o şaşaalı masadan bir tabak eksiliyor. Eksiliyor eksilmesine ama sadece zihnimizde eksiliyor. Öyle eksilince de "her şey", "hiçbir şey" oluyor.
Her şeyin hiçbir şey olduğu ve her şeyden hiçbir şey yapılabilen o zamansal boyutta sonsuz sessizliğin ortasına düştüğümüz o anda. Biz o anda değiliz, o "anda". "O" yani; Küçük gece lambası. Asırlarca.. onlarca, yüzlerce ve binlerce. Küçük gece lambası içinde bir kırıntı kadar ışık yokken sadece yalnızlığın bekçiliğini yapıyordu onca boşluğun içinde. Onca hiçbir şeyin içinde bir şeyleri bekliyordu. Hiç ışık yoktu. Göremiyorum, duyamıyorum, hissedemiyorum ve en önemlisi ağlayamıyorum diyen, boşlukta sadece "var" olan bir şeydi. Evet sanırım sadece bir "şeydi". Ancak gece lambası zaten bunları yapamıyordu ki! Onun gözleri, kulakları yoktu ki.. Daha önce yapılamayan şeyler özlenir miydi? Bu sorunun cevabını bilemeyecekti.
Sanıyordu ki bir şeyler "ölüvermişti." Eksilmişti azdan biraz ancak çok azdan daha az. Ama ölmek ne demekti? Karanlık ve hiçlik neden ölmek demekti? Bilinir ki bu da hiçbir zaman kimselerce bilinemeyecekti.
Bekliyorum, bekliyorum ve bekliyorum. Tekrar ve tekrar.. ne kadar oldu bilemiyorum. Sadece zaman onu ölçebilecek kadar bükülemez kesinlikle! Şu koca sessizlikte kimse yok mu diye düşünürüm bazı anlar. Bazı anlar? Hangi anlar? İçimin üşüdüğü ve ısınmak istediğim anlar. Birinin sıcaklığını isterim. Belki biraz bencilce. Ne yapabilirim? Ben böyleyim ve azdan az bencilim. Azdan çok dersen senin bencilliğin sayesinde kendi bencilliğimi unutuveririm. Ama sen kimsin ki? "Sen"? Bunlar bilmediğim şeyler. Anlam veremediğim şeyler, bana ait olmayan şeyler. Sanırım sadece delirdim. "Delirmek?" Hey! Pardon, özür dilerim ancak burası hiçlik. Yani burada hiçbir şey "var" değil. Ama ben vardım. Ben bir şekilde vardım. Bir yola çıktım ve bir yerlere vardım? Hayır, sadece "vardım."
Kendinden başka bir "şeyin" varlığı için her "şeyi" feda edebilecek "şeyler".. Gece lambası tam olarak da o "şeydi."
Ne kadar beklediğinin bilgisini bilemiyoruz, bilmemeye de devam edeceğiz.
Ancak bir an bir şey oldu. Değişen bir şey var mıydı yoksa yok muydu? Bu olan şey neden oldu? Hep bir soruydu, hep bir aranan cevaptı. Bunu da belki bilemiyoruz ancak bildiğimiz bir şey var: Tüm o soğuk ve karanlık hiçlikte bir "şey" buldu onu ya da o buldu o "şeyi." Kimse hangisinin hangisini bulduğunu bilemez.
Bilinen ya da bildiğimizi sandığımız şey ise; o kadar parlak bir ışığı olmasıydı ki.. ancak biz hâlâ boşluktayız. Peki, ışık ne demek? Işık tanımlı mı hiçlikte? Ben ışığın varlığından bahsedebilir miyim ki? Belki bilemem ama sanırım bahsedebilirim. Işık olduğuna ...
Küçük gece lambası tüm bu hiçlikten sonra onu kaybetmekten çok korkuyordu. Kaybetmekten doğan hisse ne denirdi? Belki de aşk, ilk görüşte aşk. Kaybetmekten doğan şey evet buydu.
Sadece aşk olamaz diyorum. Düşünsenize! olağan her şeyin içinde bir şey var ve sıradışı, yeni.. dehşet verici bir mükemmellik değil midir? Belki sizin için değil-ya da sizin için de- ancak küçük gece lambası için öyle. Adı üstünde "küçük" gece lambası. o daha küçük. Ama küçük.. hiçlik..
Tanımak ve tanımlamak istiyorum. Hiçliğin ortasındayken bana gelen bu şey bir nedir? Bunun bilgisini alabilir miyim?
O daha gür parladı. Bu ne demekti? Küçük gece lambası "ama sen böyle yaptığında bilgiyi bana vermiş olmuyorsun." dedi.
Sonra, sonradan biraz sonra ve çok az daha görünürde bir şey olmasa da bir şekilde küçük gece lambası onu anlamaya başladı, onun parlamasını en derininde hissetti. Bunun sebebini öğrenmeyi hiç düşünmedi. Sanıyoruz ki bilmediğini bile bilmiyordu.
Çok bilindik bir efsaneye göre; insanın yolu hayatta neyi yapıp yapamayacağını belirler. Her "şeyi" yapmak ancak hiçbir "şeyi" yapamamak özel bir kaybolmuşluk ister. İşte küçük gece lambası bu kaybolmuşluğun yaşayan haliydi belki de. Ama yaşamak.. Çoğumuz yeryüzündeki kutup yıldızımızı ararız. "Ben bilirimler" için konuşmuyorum. Bu yüzden zaten çoğumuz dedim. Kutup yıldızları onu izleyenlerin belki sadece kaybolduklarında değerlidir ancak her yollarını kaybettiklerinde kafalarını yukarıya çevirip kutup yıldızının gösterdiği yere "o an için doğru olan yere" giderler. Bir kutup yıldızı her zaman dinler ve zor zamanlarında yardımcı olur. Her zaman dinler mi? Belki her zaman "dinler" değil ama her zaman dinler.
Küçük gece lambasına gelen bu şey çok güzel bir kutup yıldızıydı. Onun ışığını, ısısını en derininden hissediyor; birilerine, bir şeylere olan ihtiyacını hatırlıyordu. "Burası çok soğuk ve biraz ısınmak istiyorum." Belki bencilce, aşk da bencilce! Çoğu şey bencilce. Mesela ...
Bencilce ama gerçek. Bilmediklerimizi bir kenara itince bu oldukça gerçek.
"Neden bu kadar geciktin? Onca zaman hiçlikte seni bekledim." diye kustu tüm biriktirdiklerini. Kutup yıldızının neden bu kadar geç kaldığını bilmek hiçbir zaman başarılamadı.
Küçük gece lambası kutup yıldızının tatlı meltem esintisi hissiyatındaki bu sessizliğinde gamzeli bir kız gibi narin bir tebessüm hissetti.
Kutup yıldızı o muhteşem ışığını böldü, bir prizmanın renklerini ayırması gibi güneş ışığının. Tam bir renk cümbüşüydü. İçinde içe bir ürperti veren renkler ve tonlamalar olsa bile.. Küçük gece lambasının içine turuncu ışık işlemişti. Turuncunun sıcaklığı, samimiyeti, sevgisi, gücü, her şeyi..
Her yer sayılamayacak kadar çokça gece lambası ile doluydu. Hepsi birbirinden farklı renkte, korkunç bile olsa muazzam güzellikte olan gece lambaları ile..
"Ama hiçlik sandığım bu yer.. benim gibi bir sürü gece lambası var burada. Ama nasıl?! Burası hiçlikti. Tam olarak bir hiç!"
Her şeyi yokmuş gibi kabul etmek aslında ona büyük bir varlık addetmekti Küçük gece lambası! bunu çok uzak değil, bir hiçlik yılı sonunda anlayacaksın.
Ancak üzülmen yersiz! Çünkü sen de onlar için bir "hiçtin." Tam olarak neden hiçbir lamba bir diğerini göremedi gerçek anlamda, bilemiyoruz. Belki biliyoruz ama şahıslar bilmiyor. Mesela Şahıs X; yani ben bu bilgiye sahip değilim. Peki Şahıs X, yani ben kimim?
Gece lambası hissediyorum dedi ve ilk defa ağlayabildi.
"Peki ya duygular.. duyular..
Bu eksikliğin hüznü içerisindeyim. Bana kalan tek şey; hüzünlü bir bakış ve minik bir tebessüm. Ben galiba.. birini duyularımla algılamayı, birilerini duyularımla sevebilmeyi özledim.
Onu hissediyorum. Hem onu hem de içimdeki yaratıcılığı hissediyorum. Birisi var." dedi küçük gece lambası.
"Düşünüyorum da sürekli bir yaratma ihtiyacı hissettim gerçekten de kendimi bildim bileli. Her konuda kontrolsüzdüm. Sevgi konusunda, korku konusunda ya da öfke konusunda.. Kendimi yaratarak, üreterek sakinleştirdiğimde huzurlu hissediyordum. Resim çiziyordum. ah o çizimlerim! Bu benim zihnimdir dediğim çizimlerim! Görenin sen sadistsin, bir başka bir görenin muazzam bir dehasın dediği çizimlerim! Sizi özlüyorum.
Çizimi bıraktığımda yazı yazmaya başladım. Durmadan yazdım, anlattım. Bir şey oluyordu-ben etkileniyordum ya da belki de bir anda bir şey olmasa bile bir şey parlıyordu içimde. Küçücük bir kıvılcım belki-içim yazmakla dolup taşıyordu sanki.
Sonrasında senin yarattığın gökyüzülerini bir kavanozda biriktirmek istedim. İstedim çünkü ben senin gibi olmaya, onları avucumun içinde izlemeye imrendim. Çünkü ben de senin bir parçan değil miydim?
Yaratarak, üreterek, ürettiklerimi çoğunlukla diğer yarattıklarınla paylaşarak mutlu ve huzurlu hissettim. Ey Tanrım! Sen de beni bu yüzden mi yarattın? Çünkü yaratarak daha huzurlu hissettiğin için.. içindeki bitmez tükenmez ölçüsüzlüğün sendeki yıkımını yaratarak mı ifade ettin?"
"Ben oyum değil mi?" dedi gece lambası. Ben aslında bir lamba değilim, bunları söyleyen kişiyim.
Kutup yıldızı aynı tebessümle "bilmem." dedi. Ama sen.. "Evet küçük." dedi Kutup yıldızı. Sebebini bilemiyoruz, kutup yıldızı o ana kadar neden tek kelime etmemişti? Ya da neden sorgulamadı bunun üstüne "Küçük"?
Birden sonra ikiden önce Küçük çok büyük bir ağrı hissetti. Hiçlik sandığı bu yer, artık onun için çok uzak bir yere dönüşecekti. Bir hiçlik yılı çabadan sonra "Küçük" hiçlik dediği yerden apayrı, bambaşka bir yere geldi.
Bu yere geldiğinde "Anne.. ben doğdum mu? Burası dünya mı?" diye mi soracaktı? Bakın bu da bilinmeyecekti. Tüm hikaye boyunca bir dizi şey bilinemedi. Hâlâ da bilinemeyecek. Belki de sorun "bilmekti." Kaçırılan nokta buydu. Bildiğimiz şeye bizler inanmayız. Bildiğimiz şeyi bizler sadece "biliriz." Bildiğimiz şeyleri inançla tanımlayamayız. "Bildiğime inanıyorum." Çok garip değil mi? Biz sadece bilmediğimize inanırız. Yalnızca bilmediğimize, bilemediklerimize.. bu yüzden "bilmiyorum ama inanıyorum" sahip olduğumuz o küçük kırıntılar arasında en değerlimizdi.
Şimdi tekrar soruyorum: Anne ben doğdum mu? Burası o dünya denilen yer mi?
...sessizlik.
Bilmiyorum ama inanıyorum.
@HALLO_WEEN_