Asimilasyon kavramı, göçmenin göç gönderen ülkeye ilişkin aidiyeti ve kimliklerini geride bırakacağını ve göç alan sosyo-kültürel bağlama tamamiyle entegre olacağını öngörür. Bu baglamda, göçmenin göç gönderen ülkeyle bağları sürdürmesi nin göç alan ülkeye olan aidiyetini zayıflatacağı varsayılır. Ancak göç deneyim ve araştırmaları asimilasyon sürecinin doğru sal bir şekilde gelişmediğini, hep müzakereye açık bir süreç ol dugunu göstermiştir (Tilly, 1990: 86). Bu durum, asimilasyon kavramı ve kuramına yönelik eleştirileri artırmış, asimilasyon politikalarını uygulayan göç alan ülkelerin politikalarını yeni den gözden geçirmelerine neden olmuştur. Böylece 1970'li yıl larda egemen olan asimilasyon kuramı ve politikaları 1980'li yıllardan itibaren yerini çokkültürlülük politikalarına bırak mıştır. Bugün Merkel ya da Cameron gibi başbakanların hede fi haline gelen çokkültürlülük, kültürel farklılığın kamusal ola rak tanınması ve kurumsallaşması gerektiğini ve bunun da devletin sorumluluğu olduğunu savunan normatif bir yaklaşımdır (Joppke, 1996: 487). Çokkültürlü politikaların savunucuları, devletin politika ve uygulamalarıyla göçmenlerin kendi dillerini, kültürlerini, dinlerini, kimliklerini ve tarihlerini korumaları ve geliştirmelerine olanak tanıması gerektiğini öne sürerler.