Osman için ne diyebilirim gerçekten bilemiyorum.
Serinin sonu benim için yarımdı çünkü son sayfaya kadar Şebnem'e ne olduğuna dair bir şeyler bekledim itiraf etmek gerekirse.
Osman'ın babasının yanından ayrılıp "kendi ayakları" üzerinde durmak için çabalarını onun kendi günlüğünü ve ölümüne dair şahitler ve çevresiyle yapılan görüşmelerle başlıyoruz.
Osman'ın annesiyle beraber kötü bir aile yaşantısı olduğunu ve varlıklı bir hayat içerisinde yaşamdan yoksun yaşadığını görüyoruz, Osman hep tökezlemeler ve sesini çıkaramamanın ezikliğini yaşamış, çareyi müzikte bulmuş fakat hem çabaları hem de cayışlarıyla hep eşiklerde kalmış.
Şebnem'le tanışma süreçlerinden o olayın olacağı güne ve sonrasına kadar Osman'ın Şebnem'i yaşamdan yoksun hayatına bir anlama sahip olmak için tutunduğunu düşünüyorum, Şebnem'in kendisine bir yerde mecbur olacağının bilincinde, son ana kadar duygular derken bir anda kardeşinin safını tutması ve iki ara bir derede tavırlarıyla bunu ortaya koymuş.
Şebnem olmasaydı bile muhtemelen aynı sonu yaşardı Osman.
Bu eserde en çok sevdiğim noktalardan biri olaylara şahit insanların başka bakış açıları ve düşünceleriyle neden bu toplumun bir arpa boyu yol alamadığını ortaya koymuş Ayfer Tunç.
Kesinlikle üçlemeyi sırasıyla okunmasını tavsiye ederim.
Yazarın diğer eserlerini de okuyacağım.