·264 syf.····Okunma: 14 Haziran 2022 00:00 Araba Sevdası, Recaizade Mahmut Ekrem'in 1898 yılında basılan, Türk edebiyatının ilk realist roman örneği olarak kabul edilen eseridir.
Kitabın baş kahramanı Bihruz Bey, batı özentisi, Fransız hayranı, miras yedi bir gençtir. Kitabın isminden de anlaşılacağı gibi, bu karakter arabalara pek bir düşkün, giydiklerine dikkat eden, dış görünüşüne çok fazla önem veren biridir. Hem sahip olduğu maddi imkanlar hem de görünüşü sebebiyle, kendini pek bir beğenir, çevresindeki insanlardan üstün görür. Bu üstünlüğünü de, insanlara sürekli göstermek ister. Hatta bu istek öyle büyük bir boyuttadır ki, kitapta şöyle bir cümle geçiyor;
"Bihruz Bey her nereye gitse, her nerede bulunsa amacı görünmekle beraber görmek değil, yalnızca görünmektir."
Bihruz Bey, tam anlamıyla bir "yanlış batılaşma" tiplemesidir. Uzaktan bakıldığında entelektüel, kibar, zeki biri olarak görünse de, çocukluğunda sık sık seyahat ettikleri için düzenli bir eğitim alamamış, kaba, egoist ve oldukça saf biridir. Hatta bu saflığı öyle bir boyuttadır ki, kendisine söylenen her yalana inanan, kitaptaki çoğu karakter tarafından kandırılıp, dolandırılan biridir Bihruz Bey.
Tüm bunların yanında, bir de edebiyata meraklıdır karakterimiz. Özellikle de aşk temalı Fransız roman ve şiirlerine. Hatta bu ilgi o kadar büyüktür ki, kitaplarda okuduğu aşkı, hayatının merkezine koyar. Tesadüfen gördüğü bir kadına ilk görüşte vurulur, aralarında sadece birkaç cümleden öteye geçmeyen bir konuşma geçer. Kitap boyunca ise bu kadını sadece birkaç defa görür, buna rağmen, hatta bu yüzden kadını kafasında ilahlaştırır, gerçeklikle hayal alemi arasında mekik dokuyarak daha derin bir aşk hissetmeye başlar. Okuduğu şeylerle de aşkını güçlendirir. Ama aslında hissettiği şey aşk değildir. Aşık olduğunu zanettiği bu kadında ilgisini çeken ilk şey bindiği lüks araba, sonrasında da, kadını kendisiyle aynı anda gören arkadaşı Keşfi Bey'e karşı hissettiği rekabettir. Bihruz Bey'in kendini üstün gören ve bunu göstermeye meraklı karakteri ile dış görünüşe verdiği önem birleşince kadına karşı ilgi duymaya başlar. Daha sonrasında da hem okuduğu kitapların etkisinde kalarak, hem de içten içe bir anlam arayışı içinde olduğundan bu kadına aşık olduğunu düşünür, bu aşkı hayatının merkezine koyar ve tamamen buna göre yaşamaya başlar. Kitapta da Bihruz'un bu süreçte yaşadıkları anlatılmakta.
Kitapta kullanılan bilinç akışı tekniği tam oturmamış olsa da Türk edebiyatındaki ilk örnek olduğu düşünülürse oldukça iyiydi. Ama buna rağmen yazarın dilini pek beğenemedim ben. Neredeyse her cümlede kullanılan Fransızca kelime ve kalıplar yüzünden durmadan dipnotlara bakmak zorunda kalıyordum. Cümlelerin uzunluğu da, uzunluktan kastım tek bir cümlenin iki sayfa kadar sürmesi, akıcılığı bozuyordu. Yazarın, hikayeyi bölerek araya girmesi, karakterler hakkında kendi fikirlerini söyleyip, okuyucuyu kendisi gibi düşünmeye yönlendirme çabası da rahatsız ediciydi. Ama en azından diğer Tanzimat dönemi yazarlarına oranla bunu daha az yapıyordu. Dönemin kitaplarında beni rahatsız eden bir diğer nokta da eserlerde genel olarak karakter derinliğinin fazla olmaması. Karakterlerin hepsi tek yönlü, iyiler çok iyi, kötüler ise çok kötü, arası yok. Bu durumun ise kadın karakterlerde daha fazla olduğunu, erkeklere oranla bu karakterler üzerinde daha az düşünüldüğünü, daha basmakalıp bir şekilde yazıldıklarını düşünüyorum. Bunlar, bu kitap için de geçerli. Kadınların direkt namuslu ve namussuz diye ikiye bölünmesi, namuslu diye tasvir edilenlerin sessiz, gıkı çıkmayan, erkeği üstün gören ve "beyin" dediği her şeyi itirazsız yapan; namussuz diye tabir edilen kadınların ise erkeklerin yaptığı kura karşılık veren, oldukça insani bir hareket olan "gülme eylemini" gerçekleştiren, dış görünüşüne özen gösteren tiplerde olması. Bu kadar mı yani? Kitapta kadın-erkek ayrımcılığı, kadına verilen rol, namus kavramının erkekte farklı, kadında farklı sorumluluklar oluşturması rahatsız edici. Kitabın nerdeyse 125 yıl önce yazıldığını düşünürsek, toplumsal cinsiyet rollerinin bu şekilde olması, yazarın da bunu olduğu gibi eserine taşıması oldukça normal. Ama toplumun aydınları olan yazarlardan çok değil, sadece bir tık daha ilerici bir bakış açısı okumak daha keyifli olurdu.
İyi okumalar.