·132 syf.··Beğendi
···Okunma: 12 Haziran 2022 15:02 Herkesin olduğu gibi dünyadaki diğer canlıların da anlık tepkileri olabilir. Beraber yaşadığımız kedi, köpeklerin bizlere karşı hisleri olabilir. Konuşabilselerdi neler konuşurlardı diye düşünmüşümdür hep. Duygularını bizlere karşı ifade edişleri temas yolu yerine söylev şeklinde olsaydı nasıl olurdu acaba?
Bazen sessizlik en güzel ifade şekli olabilir. Karşımızdakine bakışlarımız çok şey anlatabilir. Kendisiyle konuşmadığımız, tarzını bilmediğimiz birisini kafamızda yoğururuz. Onu belli bir yere monte ederiz. Merak ederiz nasıl biridir kendisi, zevkleri, hobileri nedir diye kendimizce sorarız. Sonra konuşmaya başlarız bir şekilde. Sohbet olumsuzluğa dönünce de keşke hiç tanışmasaydım, konuşmasaydım deriz.
Yazarın köpek kalbinde anlattığı da bu şekilde bir iletişim olmuş diyebilirim. Tanıdığımız insanların zamanla olumsuz bir şekilde değiştiğini gördüğümüzdeki hayal kırıklığımız tarif edilemezdir. Hislerimiz, kalbimiz öyle kırılır ki kendimize olan güvenimiz azalır. Yalnızlaşmaya, insanlardan kaçmaya başlarız. Yeni tanıştığımız insanlarla diyaloğumuz mesafeli olur. Herkesi o şekilde anlamlandırmaya başlarız. Mesafelere merhaba deriz.
Eskiler hep söyler: İnsanların birbirini tanıması için ya para ilişkisine gireceksin, ya yola çıkacaksın ya da aynı evi paylaşacaksın diye. Benim kendi fikrim de aynı evi paylaşmaktır. Evliliklerde böyle değil midir? Eşlerin birbirlerine ifadelerinde 'sana ne oldu böyle, sen çok değiştin değil midir?' O kişiyi olduğu gibi değil de, görmek istediğimiz kişi gibi dönüştürmeye çalışmıyor muyuz? Artı ve eksi kutuplar birbirini çeker derler. Aslında ortak alanda birlikte olmak değil midir? Her bir bireyin kendi fikirleri, kendi yaşayış tarzı, kendi sosyal çevresi vardır.
Peki biz neden değiştirmek istiyoruz insanları? Düşünelim bakalım; farklı kişiliklerin, değişik görüşlerin bir araya geldiğini, ortak bir şeyler yaptıklarını, herkesin sorgulamadan ve sorgulanmadan kendi düşüncelerini ifade ettiğini. Kutuplaştırmak yerine anlamaya çalışmayı denesek, tarzının o olduğunu düşünsek.
İlişkilerde, arkadaşlıklarda çıkmaza girilebilir. Normaldir bunlar. Bakılır duruma, devam edilebilir mi yoksa inceldiği yerden kopmalı mı deriz. Sadece kadın-erkek gönül ilişkilerinde de değil, normal iki insanın iş, arkadaşlık ilişkilerinde de sevmediğimiz, tarzını beğenmediğimiz ya da konuşmasından hoşlanmadığımız insanlar olabilir. Ortak payda da buluşma gerçekleşmiyorsa, saygı çerçevesinde konuşmalar kısıtlanabilir. Görüşmelerin arası açılabilir. Kısmen de uzak durulabilir.
Yukarıda ifade ettiğim gibi aynı evi paylaşmadan çok sevdiğimiz birisinin nasıl davranacağını kestirmek çok zor olabilir. Zamanla mekânsal yakınlıkta insanlar kendisini bir şekilde belli eder (özellikle 'insanlar' şeklinde ifade ediyorum:). Kitapta da anlatıldığı üzere sevdiğimiz varlıklar bir şekilde hayatımızdadırlar. Karşılık beklemeden sevgimizi onlara uzatırız. Hayvanların sevgisi en doğaldır kanımca. İyiliğe iyilikle karşılık verirler. Sevgilerini, mutluluğunu bir şekilde ifade ederler. Asıl sıkıntı insanlardadır. Ego, kapris, kibir, bütün olumsuz duygular bizlerdedir. Ne kadar sorun varsa, anlaşmazlık varsa, orada ego vardır, kibir vardır, menfaat çatışması vardır, anlayışsızlık vardır. İnsanoğlu var olduğundan beri ne savaşlar bitmiştir, ne de çıkar çatışmaları. Dünyanın bir kısmı açlıktan kırılırken bir kısmının da obezite olması da şaşırtıcıdır. Kısacası Dünya insanoğluna bırakılarak dünyada yaşayan canlılara yazık olmuş.