fakat ben yalnız kalbimde ağladım
10/10
·232 syf.··
2022 49. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2022 13:09
“Gidiyorsun dostum. Mevcudiyetine karıştırdığın kadını bıraktın gidiyorsun. Bir kukla arkasından, geçici maddi bir ihtiras arkasından gidiyorsun. Ve giderken beni, benliğimi götürüyorsun.” Eğitimli bir kadın olarak erkeklerin dünyasında kendi kimliğini arayan ve nihayetinde kaybolan Handan’in hikayesi bu. Türk Edebiyatında bir kadın tarafından yazılmış ilk aşk kitabı olmasının yanında, yine, bir kadın tarafından yazılmış kadın psikolojisinin derinlemesine ele alındığı ilk roman olma özelliğini taşır Handan. Halide Edip Adıvar, dönemin önemli kadın yazarları- Fatma Aliye, Şair Nigar, Makbule Leman Hanım, Halide Nusret- arasındadır. Adıvar, genellikle Milli mücadelenin konu alındığı kitaplarıyla bilinir günümüzde ancak bunun öncesinde, 2. Meşrutiyet döneminde yazdığı kitaplarına bakıldığında aşk ve evlilik temasını işlediğini görürüz. Yazarın 2. Meşrutiyet dönemi baskıları sonucu içe yönelmesi ve bunu yaparken kadın-erkek ilişki ağını dile getirdiğini görürüz. Kitapta en çok ilgimi çeken unsur, mekan zenginliği ve kadın karakterlerinin eğitimi oldu. Ardından Halide Edip Adıvar’ın hayatını araştırdığımda bunu etkileyen unsurları anladım. Adıvar Amerikan Kız Kolejini bitirmiş ve muhafazakar kesimler tarafından yazdıklarına gösterilen tepkiler sonucu İngiltere’ye kaçmıştır. Hatta bir yerde okuduğuma göre Adıvar, İngiltere’de “kadın haklarını savunan bir Osmanlı kadını” olarak tanınmıştır. Çizdiği kadın portresi ve ve mekan zenginliğinin, yazarın bu eğitim ve Avrupa serüveninden kaynaklandığını düşünüyorum. Kitaba dönecek olursam, tasvir ve tahlillerde oldukça başarılı olduğu kanısındayım. Mektup tekniği kullanılarak yazılmış bir roman olmasını oldukça etkileyici buldum. Romana üst düzey kimlik kazandıranın da bu olduğunu düşünüyorum. Çünkü mektup tekniği, aslında konuyu anlatıcının bilgi ve tecrübesine bağlı olduğundan sınırlı kılar. Ancak yazar toplam 66 mektup kullanarak anlatmak istediğini muazzam bir şekilde aktarmıştır. Anlatmak istediği nedir peki? Başkarakter Handan aracılığıyla anlatılmak istenen dönemin genç kızlarının psikolojik ve sosyolojik kimliğidir. İşin muazzam tarafı, toplam 66 mektup içinden yalnızca 13 mektubun Handan tarafından yazılmış olmasıdır. Biz okuyucular, “Handan’ın Tahassüslerinden” bölümüne kadar, onun tarafından yazılmış yalnızca 13 mektupla Handan’ı nasıl mı tanıdık? Kalan 53 mektubun özünde Handan’ı taşımasıyla. Bizler her bir mektubu bir yapboz parçası misali topladık ve sonunda dönemin genç kızlarını yansıtan o parçayı; Handan’ı elde ettik. “Handan’ın Tahassüslerinden” bölümü hakkında yazmadan önce romandaki evlilik kurumundan ve aşk kavramından bahsetmek isterim. Nazım ile başlar evliliğin ilk kez dile gelmesi. Ancak Nazım’ın Handan’ı bir amaca araç olarak görmesi Handan’ı, onunla evlenme fikrinden uzaklaştırır. Şu satırlarda görürüz bizler Handan’ın hayal kırıklığını: “Ne olur gitmem diyeydi, ne olur, biraz, ne bileyim nazarıyla ruhumu ısıtaydı, elleri ellerimi maksadını yaşatacak birer makine değil, Hanndan’ın zavallı aciz kadın elleri diye elleri içinde tutaydı; biraz, biraz. Hiç olmazsa beni benim için sevdiğini söyleseydi! Nazım’ın bu aşkı o kadar uzak bir hurafat kahramanının, bir Jüpiter’in vazifeşinas bir Roma imparatoru heykelinin aşkına benzer bir şey. Ah, nasıl bu aşktaki hararet eksikliğinden üşüyorum ve büzülüyorum! Birdenbire ihtiyarlamış gibiyim Neriman.” İşte burada başlar büyünün bozulması. Aşk ve evliliğin büyüsünün… Ardından Handan büyünün bozulduğunu tamamen farkında olarak evlenir Hüsnü Paşa’yla. Bu büyünün bozulduğunu farkında olmasını biz okuyucular, Handan’ın evlenirken duvak ve gelinliksiz evlenmesinden sezeriz. Büyüsü bozulmuş bir evlilik yapar Handan. İçi boşaltılmış… Handan’ın farkında olmadığı da bu evliliğin başından beri içinin boş olup olmadığıydı. Sonralardan bu “içi boşaltılmış” evliliği sorgularken anlarız bizler bunu. “Aramıza soktuğun yabancı hayallerin ördüğü duvarlar o kadar kalın ki, başım ve kalbim oraya çarparak parçalansa onlar yine yıkılıp seni göstermeyecek! Acaba bu duvarın arkası bir hiç, bir boş mu ve daima boş muydu?” Gelelim kitabından son bölümünde yer alan “Handan’ın tahassüslerinden” bölümüne. Bu bölüm onlarca mektuptan parça parça topladığımız Handan’ı, son olarak kendi ağzından dinlediğimiz bölüm. Bilinç akışı tekniğinde yazılmış; bolca vicdan azabı fakat dürüstlük akan bölüm. Kimliğini ararken kaybolan Handan’ın, kayboluşunu tasvir ettiği bölüm… “Ben artık zelil ve sefil bir günahkar oldum” diye başlar Handan’ın tahassüsleri. Nazım’ın maksattan çok duyduğu sevgisini kabul etmediği, yitirdiği evliliğin ardından kardeşi Neriman’ın kocasına aşık olduğu için. “Git sevgilim, senin içini aşkın için, verdiğim diyet ruhumun kanı, vicdanımın kanı. Git sevgilim, bak aramızda ihtiyar babamın yaşları, Neriman’ın sakit, kapalı gözleri var. Ne dedin? O tabut Nazım’ın mı? Ben biliyorum sevgilim.” Handan’ın tükenişinin yayıldığı sayfalara kurumuş bir gül bıraktım, üzerine yazılacak pek bir şey olamadığı için. “Din artık ey rüzgar. Estiğin yer boş bir harabe, yıkılan güzel mabetlerinin küllerini bile savurdun; kuruyan feyizdar membalarının yerlerini bile kaldırdın; soğuyan, parçalanan yıldızlarınınn eczasını bile dağıttın. Issız, nihayetsiz ve boş bir harabede uluma artık!”
Edebiyat
HandanHalide Edib Adıvar · Can Yayınları · 20197bin okunma
·
304 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.