İnsan mefhumunun Peyami Safa kalemi ile buluşması. Derin kaybolmalar, idrak çabaları, ruh sancıları… Yalnızız kitabı, yazarının eşsiz dilinden adeta bir estetik abidesi olarak kelimelere dökülmüş. Şüphesiz, Peyami Safa, yazarlığını psikoloji bilgisiyle harmanlayan bir şahsiyet… Bu özelliği Yalnızız eserinde de görüyoruz. Karakterlerin kendileriyle veya başkalarıyla yaptığı iç muhakemeler sık sık kullanılmıştır. Bu iç muhakemeler esnasında farklı anlatım özelliklerine başvurulmuş, farklı bakış açıları arasında geçişler yapılarak romanın anlatımına derinlik kazandırılmıştır. Roman karakterleri kendi iç muhakemelerinde bile bir yalnızlık içindeler. Kendi fikirlerinin fırtınasında savrulmanın yalnızlığıdır bu… Yazar, öyle bir kader motifi kullanarak karakterleri birbirine bağlamış ki, kimse kimseden vazgeçemiyor. Fakat bu karakterler öyle ters yapılara sahip ki bütün bağlarına rağmen kendilerini, içine düştükleri yalnızlıktan kurtaramıyorlar. Seven, fakat neden sevdiğini bilmeyen karakterler, kendilerine göre bir baskınlık içerisindeler ve bu baskınlık, bir yerde herkesi birbirinden uzaklaştırıyor. Bu kitapta bütün olayları en iyi şekilde anlamaya çalışan tek bir karakter vardı bence: Samim… Mantıklı anlamlar yüklemeyi bilen, olayları bağdaştırarak fikir yürüten güçlü ama bir o kadar da gizemli bir karakter. Mefharet denince ise soğukkanlılıktan nasibini almamış bir karakter zihnimizde canlanabilir, ama Selmin’in yaptıklarını kim annesine yaparsa böyle tepkiler normalleşmeye başlar. Selmin, genç bir kıza göre fazla sinsi ve annesine karşı deli cesaretli denebilecek bir tavır içerisinde. Besim karakterinde ise olumlu bir yatıştırıcılık rolü göze çarpıyor. Ve tabi Meral… Gelgitlerin insanı denebilecek kadar kendisine savaş açmış bir karakter. Kimilerine göre doğru, kimilerine göre yanlış; bütün bu doğru-yanlış çatışması arasında kendi fikirlerinden ne kadar uzaklaştı, tarif edilemez. Yaşamının son demlerinde kendisine açmış olduğu savaş, kitabın beni etkileyen en nadide çatışma sahnelerinden biriydi.
“Kendi kendimden nefretimin çerçevelediği ve çirkinleştirdiği bir dünyada yalnızım.” Belki de birçok karakterinin kendinden nefret ettiği bir kitap. Duyguları anlamlandırmanın zorluğu ve bu zorluğun verdiği yorgunluk. Kitap, bu yorgunluğun içinde kavruluyor ve kavruldukça biraz daha derinleşiyor acılar; derinleşiyor mazi. Necile ve Samim’in enteresan mazisi… Ve ölen bedenler haricinde, ruhun içinde ölenlerin çürük kokusu. Kısıtlatılan her şeyin pek bir cazipleştiği uçurum örgüsü. Bu kitap, bir ölüden sonra insan ruhuna çöken yalnızlığın esamisi değil; yaşayan bir kalbin, kendi varoluş duygularından uzaklaştıktan sonra insana çöken yalnızlığın kitabıdır.