Konu, Nazi Almanyası'nın arka planında ki adam Martin Bormann...
6/10
·365 syf.··
Beğendi
·
2022 19. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 12 Nisan 2022 17:53
2. Dünya Savaşı konulu romanların üstadı diyebileceğimiz Jack Higgins’in “Parola” başlıklı, 365 sayfalık kitabı, Nisan 1977 tarihinde Altın Kitaplar yayınevi tarafından piyasaya verilmiş. Kitabı elinize aldığınızda ilk tepkiniz, orijinal başlığı görünce oluyor. 1976 yılında “Valhalla Exchange” ismiyle basılan orijinali, dilimize “Valhala’da Değişiklik” (olasılıklardan en uygunu bence!) yerine senaryo ile hiçbir bağlantısı olmayan “Parola” olarak çevirmişler. Hâlbuki kitabın daha başında “İskandinav mitolojisine göre, savaşta ölenlerin gideceği büyük odaya” gideceğine inanan Martin Bormann, kendisi yerine başkasını gönderiyor. Kitabın başlığı ile bağlantısı da böyle kurulabilir. Kitabın senaryosunun çıkış noktası, Hitler'in kişisel sekreteri ve Üçüncü Reich'ın en güçlü Nazi yetkililerinden biri olan Martin Bormann'ın ölümüyle ilgili şüphe ve spekülasyonlar. Kimine göre intihar etti, kimine göre yakalanıp SSCB’ne götürüldü. Bazılarına göre de kaçmayı başardı. İşte, Higgins bu son varsayımdan yola çıkarak bir roman yazmış. Daha yazının başında eklemem gereken nokta, Jack Higgins’in Martin Bormann’ı konu edinen iki roman yazdığıdır. Burada değindiğim eserini yazarken, gerçek ismi olan Henry Patterson (takma adı Jack Higgins) adını kullanmış, ama bizde ki yurtdışındaki bazı baskılarda, satış rakamlarına etkisi nedeniyle, takma ismi ile satışa sunulmuş. Diğer kitap olan, “Martin Bormann Testament” (Martin Bormann’ın Vasiyeti” / 1962) bildiğim kadarıyla dilimize çevrilmemiş. (Not: Her ikisini okuyanlar, diğer kitabın daha iyi olduğunu yazıyor!) Kitap 1976 yılında küçük bir Bolivya köyünde başlıyor. Kısa bir süre önce, bu Allah’ın bile unuttuğu köye gelen Ricardo Bauer isimli yaşlı bir Alman, aradan fazla bir zaman geçmeden ölmüştü. London Times muhabiri O’Hagan, söz konusu kişinin Martin Bormann olduğunu düşündüğünden cenaze gömülmeden önce onu teşhis etmek umuduyla bu köye gelir. Cenaze evini ziyaret ettiği gece emekli ve çok ünlü Amerikan generali Hamilton Canning’i görünce daha da ısrarlı bir biçimde konuyu takip eder ve o gece generali konuşmaya zorlar. Generalde, kendi ölümünden önce hiç kimseye anlatmaması koşuluyla yaşadıklarını anlatır. Öykü, 25 Nisan 1945 sabahı başlar. Bormann, tüm Berlin Kızılordu tarafından kuşatılmış olmasına rağmen, Adolf Hitler'in intihar ettiği gün, bir uçakla kaçar. Kaçmadan önce, plastik ameliyatla neredeyse ikizi haline getirilen kendisine çok benzeyen bir subayı kendi yerine geçirir. (Higgins burada, DNA testini bir açıdan eleştirmiş!) Uçakla, Bavyera’ya giderek orada bir kalede, bir SS birliği tarafından esir tutulan beş üst düzey Müttefik mahkûmu (biri de General Canning’dir!) aracılığıyla Amerikalılarla kendi özgürlüğü için pazarlık yapmayı planlamıştır. Savaş esnasında hiçbir plan hazırlandığı gibi gerçekleşmeyeceğinden, işin içine Bavyera’da konuşlanmış bir Finli paralı asker birliği ile o bölgeye ulaşmayı becermiş bir Amerikan keşif kolu da dâhil olur. Sonrası tipik bir Higgins romanı… Birbirini takip eden koşuşturmaca ve çatışmalar ile her iki taraftaki bireylerin kendileri ve savaşla hesaplaşmalarıdır. (Not: Söz konusu çatışma, 2. Dünya Savaşı’nın son günlerinde gerçekten vuku bulmuştur ve İtter Kalesi olarak tarihe geçmiştir!) Bu okuduğum kaçıncı Higgins romanı hatırlamıyorum. Hem seçtiği konu, genelde 2. Dünya Savaşı, hem de anlatı tarzı bana hitap ediyor. Ancak, bu eserinde senaryo zayıf ve akışta biraz kolaya kaçmış intibaı bıraktı bende. Ele aldığı konuyu sanki B-tipi bir sinema senaryosu olarak satmak üzere yazıya dökmüş. (1967 yapımı “Dirty Dozen”, nedense dilimize “12 Kahraman Haydut” diye çevrilmiş olan, film benzeri!) Her ne kadar 1973 yılında yapılan DNA testi ile Martin Bormann’ın Berlin’de öldüğü kanıtlandıysa da, hem yakın tarihe yönelik resmi devlet açıklamalarına duyulan güvensizlik hem de bu konuların taraftarları(!) farklı spekülasyonlara inanmaya devam ettiler ve ediyorlar. Bu açıdan bakıldığında, Higgings daha ayrıntılı ve uzun bir “2. Dünya Savaşı sonrasında Naziler” konulu bir roman yazma fırsatını ben ce tepmiş. Bazı okuyucular Forsyth’ın “Odessa” eseri ile karşılaştırsalar da, şahsen her iki yazarı, yazım tarzları bakımından böyle bir karşılaştırmanın uygun olmadığını düşünüyorum.
Roman
ParolaJack Higgins · Altın Kitaplar · 197716 okunma
·
289 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.