Madame Bovary: Ölümcül güzelliğin altında yatan bunalım
9/10
·396 syf.··
2022 1. kitabı
*fazlaca spoiler içeren inceleme* Emma sürekli elinde olmayanı, daha fazlasını isteyen bir karakter. Charles, eşi, kitapta köydeki ve o dönemdeki çoğu diğer erkek gibi betimleniyor: basit, günlerini çalışmakla geçiren, entelektüeliteden uzak bir adam. Emma'yı bazı yönleriyle kendime benzettim. Kafasında canlandırdığı modern, hatta belki biraz çağötesi, bir realitede yaşıyor ve günlük hayatının bu realiteyi karşılamaktan epey uzak olduğunu anladıktan sonra kocasına nefretle başlayan ve sonunu getirecek bir bunalıma giriyor. Emma'ya bazı noktalarda hak verilebilir ama şımarıklık, görgüsüzlük, bencillik ve hatta açgözlülük olarak tanımlanabilecek davranışları çoğunlukta. Charles bence Emma'yı hep çok sevdi. Evlenirken Emma pek hevesliydi. Bunalımını Charles'a anlatsa en azından bir çözüm arayacağına eminim. Leon karakterine gelince, en sevdiğim karakterlerden biriydi. Fakat Leon, Emma için çok fazlaydı. Emma onu hak etmedi. Leon ona tüm sevgisini verirken Emma her zaman olduğu gibi daha fazlasını arzuladı. Ayrıca Rodolphe'un böyle bir ihanet edeceği belliydi ama Emma gibi zeki bir kadın bile aşk yüzünden o kadar kör hale gelmişti ki hiçbir şey fark etmedi. Bence Emma hakkında Rodolphe'a çekici gelen şey heyecandı, gizli olmasıydı güzelliğin, gece kaçamaklarının, elde etme çabalarının. Rodolphe hayatta heyecan veren şeyleri severler o yüzden Emma'yı elde edip kaçamaklar sıkıcı hale gelmeye ve gizli aşklarının gerçek bir ilişkiye yol alması onun hevesinin bitmesine sebep oldu. Bence ayrılırken üzülmedi bile. Zaten Emma'yla hiç ciddi bir şey düşünmemişti. Onun aksine Charles... Emma onu kafasında soktuğu kalıplara öyle bir sığdırmıştı ki sevgisini hiç görmedi. Emma hastalığından sonra "reçelli ekmek" yiyebildi diye sevinçten ağlamıştı o adam. Yine de Leon'la romanın bir kısmında bir şeyler yaşamış olmalarına sevindim. Eğer yaşanmasaydı, Emma Leon'un içinde hep kalacaktı. Ama şimdi, ilişkilerinin Leon'u nasıl zehirlediğini anladı ve içinde kalan bir şey olmadı, evlendi ve hayatına devam etti (Gerçi evliliğinde mutlu mu ya da kendi rızasıyla mı evlendi bilinmez...). Emma'nın ölümüne gelecek olursak, kitap boyunca gördüğümüz bencil davranışlarının en büyüğü buydu. Charles'a olan nefretini kabul etsem bile arkasında bıraktığı kızını bir saniye bile düşünmedi. Berthe'i belki sevmiştir ama gerçekten bir annelik içgüdüsüyle sevdiğine inanmıyorum. Doğduğu andan itibaren dadıya verdi ve onu ittiği zaman da Berthe incindiği için üzülmemişti aslında. Kitabın sonlarına doğru Mösyö Homais epey yer alıyor ana karakter olmamasına rağmen. Yazarın realistik akım etkilerini burada görmek mümkün. Charles'ın, bağnaz düşüncelere karşı çıkan ve düzeni eleştiren, düzenli bir ailesi olan Mösyö Homais'ye bakışı ve bence kıskanması da bundan. Unutmadan, arka planda kalan karakterlerden olan Justin'i çok sevdim ben. Bence çabalıyordu ama çabası değer görmüyordu çoğu kişiye göre alt tabakada olduğu için. Emma'nın mezarı başında ağlaması bile değersiz görüldü, patates çaldığını sandılar. Yer yer uzun ve anlatımı gölgeleyen betimlemeler olsa da kitabın neden bu kadar etki yarattığı açık. Etkisinden hemen çıkamayacağım eşşsiz bir psikoloji portresi yaratmış yazar. Puanım 9/10. 1800'ler sonundaki bir kadının yaşadığı sosyal çatışmalar, toplum düzeni, kilisenin etkisi ve psikolojik bunalımın çok güzel bir şekilde anlatıldığı bir roman.
İnceleme
Madame BovaryGustave Flaubert · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201940,9bin okunma
·
40 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.