Hikâye kuşların toplantısıyla başlar. Kuşlar kendilerine kılavuz olarak hüdhüdü seçerler. Çünkü hüdhüd Süleyman Peygamber'e yoldaşlık etmiş ve onun övgüsüne mazhar olmuştur. Mana âleminde sayısız yolculuklar yapmıştır. Hâliyle bütün kuşlar içinde apayrı bir yeri vardır. Hüdhüdün kuşlara hitaben yaptığı konuşma yola çıkışın gerekçelerini sunar: "... önce nefsinize bağlanıp kalma utancından kendinizi kurtarmalısınız! Bu nefsinize bağlılığı daha ne zamana kadar sürdürüp gideceksiniz böyle? Canını O'nda kaybeden, kendinden, kendi nefsinden kurtulur!" Kuşlar, bu âlemin sultansız olamayacağına hükmederek Kafdağı'nın ardında ikamet ettiğine inandıkları Simurg'u aramak için yol hazırlığına başlarlar. Simurg kuşların padişahıdır. Kaldığı yer çok yüce bir makamdır ve O'nun adını hiçbir dil hakkıyla dillendiremez. Kapısının önünde nurdan ve karanlıktan yüz bin ve daha fazla perde vardır. Kuşların kanatları bir dua olup yakarmaya başlar.
Ne var ki çıkılacak olan bu yolda yürümek hiç de öyle zannedildiği gibi basit ve kolay değildir. Simurg'a giden yol, derin vadilerle karanlık uçurumlarla çevrili zor ve zahmetli bir yoldur. Attar, tasavvufta fakr ve fenâ makamına giden yolun zorluklarını değişik alegorilerle anlatır. Yolun zorluklarını gördükçe kuşlar birer birer mazeret bildirip geri dönmeye başlarlar. Her kuşun kendine göre zaafları vardır. O zaaflarla mücadele etmeyi göze alamayan her kuş çareyi dönmekte bulur. Dönmeyenler ise yolun çeşitli merhalelerinde kâh düşerek kâh kanatları yanarak kâh değişik biçimlerde telef olurlar.
Attar, yolun zorluklarına katlanamayıp özür beyan eden kuşların özelinde çeşitli dünyalıklara bağlanıp Allah'ı ve ahireti unutan insanların eleştirisini yapar bir bakıma. Bütün hikâyelerin temel özü aşk kavramında odaklanır. Aşk çünkü canı hiçe sayıp canana doğru koşmanın adıdır ve Attar, sonsuz bağlanışın ve adanışın merkezine aşkı koyar. Aşkına kavuşabilmek için Hristiyan olan Şeyh San'ân'ın hikâyesini anlattığı bölüm belki de eserin en dikkat çekici kısımlarından birisidir. Bu hikâye Attar'dan sonra da farklı sanatçılar tarafından işlenmiş bir konudur. Şeyh San'ân hikâyesi aşkın bir insanın manevî gelişiminde nasıl bir etkiye sahip olduğunu gösteren eşsiz güzellikte bir kıssadır.
Attar kuşların yolculuğunu anlatırken yedi vadiden bahseder. Kuşlar Simurg'a ulaşmak için bu yedi vadiyi geçmek zorundadır. Bu yedi vadi tevbe ile başlayan tasavvuftaki mertebelerin alegorisidir. İlk vadi talep vadisidir. Çünkü hakikat öncelikle kendisine talip olmuş susuz arayıcılar ister. Talepten sonra aşk vadisi gelir. Aşk, sevgili için canından vazgeçmeyi göze alabilmiş yiğitler ister. Can kaygısı taşıyan birisinin âşıklık iddiasında bulunması bu yüzden gülünçtür. Aşktan sonra marifet vadisi gelir. Marifet varlıkların hakikatini ve ilâhî sırları tefekkür etmek ve hakikati bilmektir. İstiğna vadisi, Allah'tan başka kimseden bir şey beklememeyi öğretir. (Ahmet Edip Başaran, Sahipsiz Güzel’den)