Emin K., Yoksulluk İçimizde'yi inceledi.
5 saat önce · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · Puan vermedi

Hızlı gelişen olay örgüsüne dayalı açık üslupla yazılmış kitaplarına alıştığım Kutlu, bu kitabındaki üslubuyla şaşırttığı gibi içeriğiyle de çok etkiledi. Detaylı tasvirler, karakterlerin psikolojik yansımalarının verilmesinin yanında, bir senariste nazire yaparcasına sahne sekanslarının ayrıntılandırılması, olayları bir filmi izler gibi takip edebilmenizi sağlıyor. Engin'in nasıl bir yerde nasıl bir heyûlanın içinde gezindiğini görürken, Süheylâ'yı tüm o vakarıyla takip edebiliyorsunuz. Bu bir ustanın başarısıdır işte.

[Bu kısımdan sonrası kitabı okumamış olanlar için iştah kaçırıcı detaylı bilgi içerebilir!]

İçeriğe gelecek olursak, burada da o üslubu tamamlayacak bir hikaye var. Ölmeden önce sırra vakıf olan Süheylâ'nın seyr-û sülukunu görürüz önce. Mecazi aşkı tanıyan sonrasında ise şer gibi görünen bir hayırla Mevla'sına eren Süheylâ, kesretten vahdete bir yola çıkar ve yavaş yavaş içindeki o kalabalıktan kurtulmaya başlar. İçindeki kalabalıktan kurtuldukça dışardaki kalabalık da gözüne gelmeye başlayacaktır. Böylece kendi kemalât sürecinde yol alır. Bu yolculuk esnasında bir gün karşısına mecazi aşkı Engin çıkar ve Engin'e söyledikleriyle bir hayatı temelinden sarsar. Bu andan itibaren Süheyla'yı bırakır, ikinci yolculuğa şahit oluruz. Bu yolculuk tam bir Mecnun yolculuğudur. Engin, kendi çölünde Leyla'sının, remzini bıraktığı hakikatin izini sürer. Bu herkesin talip olamayacağı bir yoldur zira. Rahatı ve mülkü terk ederek, zora talip olmayı gerektirir.

"Ne kadar sürer bu arayış, ne zaman biter bu hasret.
Arıyor Engin; bıkmak yüksünmek ne demek. Uzaktan uzağa yankılanan bir ses, nadir gecelerde görülebilir bir rüyâ, yardıma muhtaç bir el ona yol gösterebilir. Artık ilk günlerin kabaran dalgaları yok içinde. İçi bir çöl sükûneti ile mütevekkil. Bu yolculuk onu şehrin surlarından çıkarabilir; ıssız dağ başlarına, kuş uçmaz kervan geçmez yerlere götürebilir."

Hikaye, birebir benzemese de, arada dini ve kültürel kod faklılığından dolayı belli ayrışmalar olsa da, bana yıllar evvel okuduğum Andre Gide'in Dar Kapı'sını hatırlattı. Orada da kadın karakter "dar kapı"dan geçerek mecazi aşkından soyutlanıp yüzünü Tanrı'sına dönüyordu.

Hüseyin kartal, bir alıntı ekledi.
 5 saat önce

Şiir atölyeleri ve grupları
İnsanlar daha çok cinsel arayış ve sosyal nedenlerle katılıyorlar bunlara. İyi yazmayı öğrenmenin en iyi yolu iyi yazarları okumak ve yaşamaktır. Budur bütün yapman gereken . Bir gruba ihtiyaç yok.

Güneş, İşte Burdayım, Charles Bukowski (Sayfa 45)Güneş, İşte Burdayım, Charles Bukowski (Sayfa 45)
Fikriye Arcn, Siddhartha'yı inceledi.
14 saat önce · Kitabı okudu · 4 günde

"Asla bir insan ya da bir eylem tümüyle Sansara, tümüyle Nirvana değildir, asla bir insan tümüyle kutsal ya da tümüyle günahkar olamaz."


--Bazı kitaplar hakkında böyle dolu dolu bahsetmek istersiniz, herkes okusun, herkes bilsin, sindirsin istersiniz fakat o kitabı anlatamazsınız çünkü kelime yoktur sadece "okumalısın" der ve susarsınız ya. İşte tam da şuan bunu hissediyorum. Yazmak istiyorum görüşlerimi ama nereden başlayacağımı bilmiyorum. Buddha öğretisini bilmediğim, öncesinde hiç bir araştırmam olmadığı halde sıkılmadan ve öğrene öğrene okudum kitabı. Bir arayış hikayesi. Buddha imgesinden evrenselliğe erişmiş bir yazar.

Ezgisel..*, bir alıntı ekledi.
Dün 00:32 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Çoğu zaman geceyi bir dinlenme vakti olarak düşünür ve anlatırsınız, oysa gerçekte gece bir arayış ve buluş vaktidir.

Ermişin Bahçesi, Halil CibranErmişin Bahçesi, Halil Cibran
BUŞRA UYSAL GÜDER, Mavi Ev'i inceledi.
Dün 00:14 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bitti !!!
Amerika’dan okumak için Türkiye’ye gelen bir kız Sahra.
Okuduğu okulda tanıştığı ressam Serkam.
Bu ikisi birbirine aşık olur ama Serkam hakkında hiç bişey anlatmaz. Bir gün Sahra en büyük hayalin ne diye sorar. Serkam da mavi bir ev diye cevap verir. Ve o günden sonra Serkam kaybolur.
Sahra yanında arkadaşı Yaman ile birlikte seneler süren bir arayış ile Karadeniz sahilini gezer ve o mavi evi arar. Sevdiği adamı bulacağı İnancı hiç bitmez.
Sevdiği adamı bulabilecek mi ? Serkam haber vermeden neden gitmiştir ? Hepsi kitapta. Çok güzel bir kurgu, Harika bir senaryo. Kitap hiç göründüğü gibi değil bunu size açıklayamam. Bir saatinizi ayırın ve okuyun derin. Çok güzeldi ️️️ 10/10

İnsan hayatı boyunca yalnizca tek bir kişiyi sever. Gerisi aldanış, arayış ya da kaçıştır.. 😰

A. Levent IŞIK, bir alıntı ekledi.
25 May 19:18 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Evren sonsuzdur. Bunun doğru olup olmadığı henüz kanıtlanmadı ama sizi temin ederiz ki, benliklerinizin, idrakinizin, arayış yolculuğu adını verdiğiniz şeyin ya da yaratılışı algılayışınızın sonu yoktur...

Ra Bilgileri 1, Don ElkinsRa Bilgileri 1, Don Elkins

İnsan hayatı boyunca hep bir şeyleri arar durur
Hep bir boşluk vardır içinde , arayış içindedir
Kalabalıklara karışmak ister ,içindeki boşluğu doldurmak için
Aradığı kendisidir aslında , sevse biraz yalnızlığını, kendisini bulacaktır yalnızlığın içinde ve kendisini bulduğu an,kendisini tamamlayan ruhuda bulacaktır.

Hayalinde Yarattığı Sevgiliden Mektuplar Alan Şair: Cahit Sıtkı Tarancı
Cahit Sıtkı Tarancı, Diyarbakır’dan İstanbul’a okumak için gelir. Galatasaray Lisesi’nde öğrencidir. İçinde bulunduğu yalnızlık halinin verdiği ilhamla kendine hayali bir sevgili yaratır ve onun ağzından kendi kendine mektuplar yazar.
"Galatasaray Lisesi’nde idim. Arkadaşlarımın çoğu varlıklı, iyi giyinen, gösterişli çocuklardı. Ben giysem, onlar gibi kendime yakıştıramaz, pısırıklıktan kurtulamazdım. Çoğunun ceplerinde güzel, fettan kızlardan gelmiş mektuplar, resimler bulunur; övüne övüne bunları birbirlerine okuyup gösterirlerdi. Onların bu başarılarını gördükçe içim içimi yerdi. Geceleri yatakhanede pısır pısır, bu çeşitten kahramanlıklar anlatıldıkça benim gözüme uyku girmezdi…”
Bu üzüntüsü içten içe büyümeye başlar. Kendi inceliğinin farkındadır fakat bu durumu mutluluğa dönüştürecek imkanı bir türlü bulamaz.
“…Ben bunların çoğundan daha derin, daha duygulu, daha anlayışlıyım; üstelik bazı dergilerde şiirlerim de çıkıyor. Onlardan eksiğim yok, fazlam var. Hal böyle iken neden benim de kız arkadaşlarım olmuyor?” yollu tasalarla, sabahlara kadar yastığımda döner bire dönerdim…”
Yazar, kendince bir arayış tutturur. Günleri yalnız ve sevgisiz geçmektedir. Hayaller kurmakta, içten içe o hayali aramaktadır.
“…Tatil ya da paydos oldu mu, bu hızla okuldan dışarı fırlar, Tünel’le Taksim arasında melil mahzun mekik dokurdum. Ama faydasız, yine de okula eli boş dönerdim. Bu, uzun süre böyle gitmişti. Baktım ki, bu işin sonu yoktu. Arkadaşlarıma karşı da, kendime karşı da zor durumda kalıyordum. Nihayet buna bir çare buldum. Kafamda, kendi zevkime göre bir sevgili yarattım. Ona boy pos verdim, kaş göz düzdüm, adını koydum. Artık benim de hiç değilse arkadaşlarıma anlatacak bir “kızım” vardı. Anlatmaya da başladım. Yalnız ne var ki, bunu belgelendirmek gerekiyordu…”
Nihayet onu mutlu edecek bir çözüm bulur. Hayalinde bir sevgili yaratacak ve o sevgiliden kendine mektuplar yazıp postalayacaktır. Vakit kaybetmeden bu düşüncesini gerçekleştirir.
“…Bir gece, kuytu bir köşede yazımı değiştirerek, özene bezene, bu düşten sevgilimin ağzından, kendime bir mektup yazdım. Beşiktaş postanesine gidip, oradan adıma postaladım…”
Düşündüğü gibi olmuştur. Hayali sevgiliden gelen mektup, gerçek bir sevgiliden gelmiş gibi mutluluk vermiştir. Ayrıca arkadaşlarının da ona inanmasını sağlamıştır.
“…Mektubun elime geçtiği günkü heyecanımı anlatamam. Bu gerçekten sahici bir kızdan gelseydi, ancak o kadar duygulanırdım. Bir süre sonra bu mektupları arkadaşlarıma okurken onlar, “Cahit, sen tam dengini bulmuşsun. Sen şair, o şair… ” diyorlardı…”
Hayali sevgiliden gelen mektuplar aylarca devam etmiş ve Cahit Sıtkı’yı içindeki mutluluğa ulaştırmıştır. Ancak yazar, mektubunda da belirttiği gibi kendi kendine vefasızlık ederek mektup yazmayı bırakmıştır.
“…Sonunda galiba ben vefasızlık ettim. Mektuplaşmayı kestim.”
Otuz Beş Yaş Şiiri, “Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız/ Hatırası bile yabancı gelir” dizesiyle yaşadığı gençlik aşkının itirafı gibidir biraz da.

esra k., Bir Yusuf Masalı'ı inceledi.
 23 May 10:37 · Kitabı okudu · 3 günde · 10/10 puan

Aslında kitap okuyacak zamanı bile zor buluyorum, o yüzden inceleme yazmayı düşünmüyordum ama şiirler... şiirler parmaklarımı klavyeye doğru sürükledi, gerçi şuan bu kitap hakkında bir şeyler yazmaya çalışmayı elimdeki teknolojik aletle yapıyor olmayı da eleştirmedim değil, sanırım kağıt ve kalem daha çok yakışırdı, neyse kendi iç hesaplaşmamı sonraya bırakıp kitaba geçeyim.

İnsanın hayatında belli zamanlar vardır, bir an durup etrafında hareket hâlinde olan ne varsa sorgulamaya başlar. Önce yerleri sorgular; o neden orda? onun bendeki yeri doğru bir yer mi? Yada ben neden burdayım? gibi birbirinin benzeri olan bir çok soruya uygun cevaplar aramaya koyulur. Tıkandığı olur, doğru cevabı bulması için bilmem kaç yıl daha yaşaması gerektiğini de olur.

Bir Yusuf Masalı'nı okumak, böyle bir sorgulamanın kıpırtısını hissetiğim anlardan birine denk geldi.

"kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde"(s. 15)

Bu dize, dünyada olmayı bir kabulleniş mi acaba?

Bir Yusuf Masalı hiç benzemiyor diğer masallara. Bir şey, söylemek istiyor şair. Okuyanın kulağına değil de kalbine fısıldamak istercesine.

İnsan dedikleri bu nankör, kan dökücü, cimri, unutkan ( s. 64)

Bu sıfatlar dünyada olmak yüzünden mi bulaştı insanın üzerine acaba?

Çünkü boy atmaya can atarken bir fidan
Umursamaz çokluktakı kösteği.
Eylem gerek tohumu çatlatmak için ( s. 69)

Günün birinde bir hocam; "her insan toprağa atılmış bir tohum" demişti, o geldi aklıma...

Yalnız yaşayanların işidir
Yola çıkmak, yolu kat etmek. ( s. 78)

Ah, yaşamak! Dönüp dolaşıp geldiğimiz o nokta. Yola düşmek, yolda kalmak...

Aradı
Arayış ibresinden gözünü ayırmadı ( s. 83)

Ve aramak, durmadan. Yaralanarak...

Masal daha devam eder, bilmem ki nasıl biter...