·592 syf.····Okunma: 06 Temmuz 2022 23:33 2. Dünya Savaşı Dünya tarihinde en büyük yıkıma sebep olan savaş. Sadece Avrupa’da 40 milyondan fazla kişinin ölümüne, bir çok kentin harabeye dönmesine sebep olmuştur. İan Kershaw’ın yazdığı Çöküş’de savaşı çıkaran adeta savaşın mimarı olan Almanya’nın artık savaşı kaybettiğinin anlaşıldığı 1944-1945 yılları arasında yaşadıkları anlatılmakta.
1944 yılı geldiğinde artık Almanya’nın hem insan hem de silah kaynakları tükenme noktasındadır. Halkın savaşma motivasyonu azalmıştır. Propaganda bakanı Gobbels çeşitli şekillerde halkın savaşma azmini arttırmaya çalışmakta, cepheye sürecek yeni askerler bulma derdindedir. Tam bu sırada Hitler’e yapılan başarısız bir suikast girişimi Nazi rejimine aradığı fırsatı vermiş ve safları tekrar sıkılaştırmasına sebep olmuştur. Başını Albay von Stauffenberg’in çekitiği bir grup Hitler muhalifi, savaşı bitirmenin yolunun Hitler’i öldürüp yerine kendi hükümetlerini kurmak ve müttefik kuvvetlerle bir barış anlaşması yapmak olduğunu görmüştür (bakınız film: Operation Valkyrie). Keza Hitler asla barış masasına oturma niyetinde değildir. Muazzam egosu buna engel olmaktadır. Suikast girişimi başarısız olmuş, Hitler patlamadan hafif sıyrıklarla kurtulmuştur. Bu saatten sonra Hitler bir kâbus gibi suikastı düzenleyenlerin peşine düşmüş, en başta von Stauffenberg olmak üzere birçok subay ve devlet adamını kurşuna dizmiştir. Başarısız her suikast ve darbe girişiminde olduğu gibi burada da kârlı çıkan mevcut iktidar yani Hitler ve Nazi rejimi olmuştur. Keza Hitler’i eleştiren birçok subay ve sivil tekrar Hitler’in peşinde yürümeye devam etmiş, halen muhalif olanlar ise seslerini çıkarmaya korkar hale gelmiştir. Zira bu dakikadan sonra Nazi rejimine muhalif olan herkes hain damgası yemekte ve pek çoklukla idam edilmekteydiler. Hitler işgal ettiği topraklarda uyguladığı terör sistemini bu kez kendi halkına karşı uygulamaya başlamıştır. Alman halkı bir yanda adım adım ilerleyen Bolşevik güçleri diğer yanda ise korkunç bir baskı uygulayan Hitler rejimi arasında sıkışıp kalmıştır. Her geçen gün kayıplar artmakta ama insanlar buna ses çıkaramamaktaydı. Her ay 350.000 kadar asker ölmekte ya da esir düşmekteydi. Müttefik güçleri Alman şehirleri bombalamakta, çoğunluğu sivil olan birçok kişiyi katletmekteydi. Diğer yandan açlık ve soğuk da baş göstermişti. Alman halkı Hitler’i iktidara getirmenin cezasını en ağır şekilde çekiyordu.
Çöküş oldukça ayrıntılı bir tarihi araştırma kitabı. İan Kershaw bu kitabı yazabilmek için epey tarihi doküman incelemiş. Mümkün olduğunca da bulduklarını kitabına aktarmış. Genel olarak objektif bir açıdan yaklaştığını söyleyebilirim ancak müttefik güçlerinin sivil halkı bombalamasını, katletmesini Almanların diğer halkalara uyguladığı katliamları anlattığı kadar anlatmamış. Misal Dresden bombalamasını daha doğrusu Dresden katliamını çok kısa geçmiş diyebilirim. Kendisi de bir İngiliz olduğu için belki de o kısımları yüzeysel geçmiş. Keza tarihe meraklı her kesin bildiği gibi Dresden asla bir askeri hedef değildi. Çoğunluğunu mültecilerin oluşturduğu bir sivil yerleşimdi. Ancak müttefikler için Alman’ın sivil veya asker farkı yoktu. Belirli bir plan çerçevesinde ayrım yapmadan öldürmeye devam etmişlerdir. Bu kısımlarda Ian Kershaw’ın objektifliğini bir parça yitirdiğini ifade edebilirim. Diğer yandan Müttefik kuvvetlerin uyguladığı akıllı savaş taktiğini de aktarmış. Keza savaşın yükünü Kızılordu çekerken, Müttefikler karşılarında direnen az sayıdaki Alman askeri ile çatışmışlar, hem Almanların hem de Bolşeviklerin güçlerini yitirmesini beklemişlerdir.
Kitapta olmasını beklediğim ancak göremediğim bir şey var, bence bir eksiklik; Almanlar dünya üzerinde yaşayan belki de en üst düzey analitik zekaya sahip halklardan biri. Nasıl olurda Hitler gibi bir kişiyi iktidara getirip onun peşinden tüm Avrupa’ya savaş açarlar. Üstelik sonu az çok belli olan bir savaş. Kant, Goethe, Shoppenhaur, Nietzche, Hegel gibi düşünürler çıkartan bir toplumun körü körüne bir adamın peşinde gitmesini kitap açıklayamıyor. Ya da ben öyle bir satıra denk geldiğimi hatırlamıyorum.Belki de bu tarihçilerin değil felsefecilerin açıklaması gereken bir konu. İkinci olarak Kershaw kitabını oluştururken tarihsel dokümanlar üzerinden gitmiş. Ancak yaşananları bizzat yerinde görüp deneyimlememiş. Bu da bence bir eksi puan. Stir Dagermann’ın yazdığı Alman Sonbaharı bence bu açıdan daha faydalı bir eser.
2.Dünya Savaşı tarihine meraklı olanların muhakkak okuması gereken bir eser. Tercümesini daha önce Kronik Yayınlarının 2.Dünya Savaşı serisinde hem çeviri yapan hem de kitap yazan Selçuk Uygur yapmış ve gayet de güzel bir iş çıkarmış bu çeviride de. Serinin diğer kitaplarını da mümkün olduğunca okumaya çalışacağım.