Japon yazar Şohei Ooka, kendi yaşadıklarından yola çıkarak kaleme aldığı Anız Ateşleri’nde İkinci Dünya Savaşı’nın son aylarında, Filipinler’i işgal eden Japon birliklerinden birinde asker olan Tamura’nın yaşadıklarını anlatıyor. Tamura, verem olması nedeniyle tabur komutanı tarafından hastaneye sevk ediliyor ancak yeterli yiyecek erzakı olmadığından hastane de onu kabul etmeyince tek başına bir kurtuluş arama yoluna gidiyor. Roman, savaşın insan ruhunda açtığı tahribatı anlatırken, olağanüstü şartlar altında insanın kendini koruma ve hayatta kalma içgüdüsüyle ‘insanlık’tan nasıl çıkabileceğini de gösteriyor. Savaş karşıtı romanlar arasında Anız Ateşleri’ni benim için ayrı bir yere koyan iki sebep var. Birincisi yazarın dupduru dili. Böyle yalın cümlelerle bu kadar derinlikli bir anlatım, muazzam gerçekten. İkincisi ise romanın psikolojik derinliği. Özellikle savaşın ortasında yavaş yavaş gerçeklikten kopma hali ve vicdanla hesaplaşma çok güzel anlatılmış. Savaşın neden olduğu yıkımın yanı sıra, insanın inanma ihtiyacı, hafıza, hatıralar ve bilinç ile ilgili çok güzel sorgulamaları ele alıyor yazar. Savaş karşıtı roman epey okudum, aralarında çok iyi olanları da var elbette ama genelde anlatımlarındaki yavanlık ve konunun boğuculuğu nedeniyle nispeten daha mesafeli yaklaştığım bir tür. Bu nedenle Anız Ateşleri gibi çok iyi bir savaş karşıtı romana denk gelince ayrıca seviniyorum. Çok, çok güzeldi.