Toplumun bir parçası mıyız yoksa toplum bir parçamızı mı alıyor?
Toplumda görünür olmak için kaç tane bireysel gerçekliğimizi feda ediyoruz?
Dostoyevski’nin çağının ilerisinde yazdığı bir psikolojik roman.
Henüz psikiyatrinin adını koyamadıklarını Dostoyevski çok önceden tanımlamış bile.
Hepimizin içinde topluma ayak uydurmak için her türlü dalkavukluğu bilen bir “öteki” varsa
Ve eğer sonumuz hapishane ya da hastane olmasını istemiyorsak
Biz artık o “öteki” miyiz?
Belki de Sartre’nin dediği gibi: “Öteki benim varlığımı, varoluşumu çalandır.”
Ama Freud noktayı koyar: “Uygarlığın bedeli nevrozlardır.”