Bu benim ilk incelemem olacak. Gönüllere nağme vuran 'Serenad'ı 'uzun uzadıya anlatmak isterdim fakat devamını blog sayfama ekleyeceğim, oradan okuyabilirsiniz. Roman, Maximillan Wagner'in yıllar sonra Şile'ye gelişi, Stramau isimli gemide Nadia' nın öldüğü yeri ziyaret etmesi ve devamında gelişen olayları ele alır. 2001 şubat ayının çok soğuk zamanlarında başlar olaylar. Maya Duran, İstanbul Üniversitesi Halkla İlişkiler görevinde, rektörle arası iyi ve işini seven, eşinden boşanmış, bir çocuğu olan dul kadın karakteri olarak karşımıza çıkar. Rektör, Maya'dan Profesör'ü iyi karşılamasını ister. Maya, Profesör'ü oteline yerleştirip rektörün istediği hizmeti ona sağlar ve profesöre aynı zamanda çok iyi de bir yoldaş olur. Bir gün Profesör onu Şile'ye götürmesini ister ama hava da çok soğuktur ve kimse buna anlam veremez, Maya çok şaşırır bu duruma. Aslında Nadia'yı hatırlamak için o gün, o soğukta denize karşı keman çalmış ve Serenad'ı yeniden Nadia'nın ruhuna yollamıştır. Serenad, 60 yıldır süren aşkı ele alır. Küllenmiş ve küllerinden doğmuş bir beste, bir armonikadır. Bu kitabı iyi ki okudum, ruhuma dokundu, kalbimde bir yerlerde uyuyan notaları uyandırdı gibi hissettim. Yazar; sevgiyi, sevmeyi, değerlere sahip çıkmayı ince ince işlemiş ve okurlara da bunu çok iyi bir şekilde yansıtmış. İncelemek istediğim bir kitaptı fakat öyle bir iki cümlede geçip hakkını yemek istemedim, lütfen bu kitabı okuyalım, okutalım. Devamı blog sayfamda olacak, sizleri oraya da beklerim. Bir sonraki incelemede görüşmek üzere :)
Zülfü Livaneli