Kitabın asıl adı "Zavallı, Yoksul İnsanlar". Sadece başlığına bakarak bile kitabın konusu hakkında yorum yapmak mümkün, Dostoyevski'nin şakası yok :) Kitabın "İnsancıklar" başlığı ise çevirmen Nihal Yalaza Taluy ve yayımcı Yaşar Nabi Nayır tarafından bulunuyor. Bu detaya kitabın önsözünden ulaştım ve özellikle paylaşmak istedim. Çünkü bir kitap çevirmek yalnızca birebir çeviri yapmak değildir ve bu isimler bunun fazlasıyla farkındalar. Bu ince düşünce ve çalışmalarından ötürü de kendilerini tebrik ederim. Açıkçası İnsancıklar başlığını orijinalinden daha etkileyici ve yaralayıcı buldum çünkü kitapta ismi geçenler insan bile olamamış insancık seviyesinde kalmış toplumun zavallıları. Aslında bana kalırsa o kadar da hiçlik eşiğinde değiller ancak Dostoyevski öyle bir anlatıyor ki dünyanın hiçbir yerinde bu kişilerden daha alt seviyede biri yokmuş gibi geliyor okuyana.
Kendisine sürekli "ihtiyar" diyen bir karakter (Makar) ve aynı karakterin "güvercinim" diye hitap ettiği Varvara adlı insancık var. Kendisine ihtiyar demesinden ötürü ilk olarak kafamda yetmişli yaşlarında bir adam canlandı ancak sadece 47 yaşında ve Varvara da muhtemelen yirmilerinde. 176 yılda yaşlılık kavramı ne çok yol katetmiş durumda. Bu iki insancık birbirlerine sevgi duyuyorlar ancak kıyas yapmak gerekirse ihtiyar belli ki daha çok seviyor. Varını yoğunu kadın için harcıyor ve sefalet bir hayat yaşamayı göze alıyor. Bu cümle ilk başta sizde tatsız duygular uyandırabilir ancak durum öyle değil. Çünkü kadın da elinde olanları yine aynı şekilde adam için harcıyor ve böylece birbirlerine hem maddi hem de manevi destek olmaya çalışıyorlar.
-Bundan sonrası spoiler içerir (hafif düzeyde)-
Tüm bu destek olmalara rağmen bir noktadan sonra hayat arzu ettikleri ölçüde ilerlememeye başlar. Tipik bir Dostoyevski kitabında olduğu gibi karakterler hep bir şekilde hastadır ve hastalığın ölüme dönmesi an meselesidir. Tam da bu sebepten ötürü Varvara kendisine evlenme teklifi eden zengin bir adamı geri çevirmez ve onunla beraber başka şehre taşınmayı kabul eder. Çünkü ona göre bu evlilik her ikisinin de hayatını kurtaracaktır. Ancak Makar kendisiyle aynı fikirde değildir ve bu ayrılıktan dolayı çok büyük bir acı duyar. Zaten Makar'ın Vavara'ya yazdığı ve ona ulaşmayan mektubunda da çaresizliğini çok net hissediyoruz. Koca bir kitap boyunca çeşitli duygulara kapıldım: sinir, acıma, utanma... Ancak yoğun üzüntüyü kitabın sonunda hissettim. Makar'ın o çaresizliği beni yaraladı ve bizzat kendimi onun yerine koydum. Kitap bu noktada sonlanıyor ancak beyin fırtınası yapıp sonrasını tahmin etmeye çalışan bir insan yürek parçalayan bir tabloyla karşılaşabilir. Şahsen ben her ikisinin de birbirlerini düşünerek ancak bir daha birbirleriyle konuşamayarak öldüklerini düşündüm. Büyük ihtimalle Makar bu ayrılığın ardından çok yaşayamamıştır ancak Varvara uzun (varlıklı ama ruhen doyurmayan) bir ömür sürdükten sonra ahirette karşılaşmışlardır. Sevgi nasıl bir şeydir bilemem, tasvir edemem ancak buna benzemediğine dair bir içgörüm var.
-Kitaptan Alıntılar ve Yorumlarım-
-"Yoksul insanda gurur olmamalıdır asla, asla!" (Sahiden de kitaptaki karakterler fakirse şayet gurursuz olarak resmedilmiş.)
-Yemin ederim, yüreğim hop etti! Benim içimden ne geçtiğini, küçük kalbimin neyi arzu ettiğini anlamışsınız!
-Hep şunu düşündüm, Varenka, biz insanlar, kaygı ve telaş içinde yaşayan biz insanlar, gökteki kuşların kaygısız ve masum mutluluğunu da kıskanmalıyız.
-Düzen falan beklemeyin, burası Nuh'un Gemisi!
-Eski iyi karısının hatıraları mıydı mahvolmuş ihtiyarın kalbinde oğluna karşı sınırsız bir sevgiye sebep olan şey?
-Bir çocuğun dalgın dalgın düşünmesinden hoşlanmıyorum..!
-Sanki kendim yazmışım gibi, sanki bu, misal olarak söylüyorum, benim kendi gönlümden çıkmış gibi, gönlümde ne varsa almış, insanı ters yüz etmiş, oturup ince ince her ayrıntısıyla yazmış, kesinlikle böyle olmuş!
-Mutsuzluk bulaşıcı bir hastalıktır.
-Bu edepsiz hicivciler, ortalıkta dolanır, taşa bütün ayağınızla sağlam basıyor musunuz yoksa sadece parmağınızın ucuyla mı basıyorsunuz bakarlar...
-Bazen öyle dakikalar oluyor ki tek başıma kalmaktan, tek başıma hüzünlenip tek başıma kesintisiz kederlenmekten mutlu oluyorum...
-Neden her şey böyle oluyor, iyi bir insan karanlıkta kalıyor, bir başkasınaysa mutluluk kendiliğinden geliyor?
-...sadece sizin mutlu ve neşeli olduğunuzu düşünmek bile mutlu ederdi beni...
-Bütün bunları daha önceden hissetmişti kalbim! Hatta uykumda bile buna benzer şeyler görmüştüm. [Bunu en iyi şekilde ifade eden kavram "Kendini gerçekleştiren kehanet ( Pygmalion etkisi)"dir. Karakter de başına gelecekler için resmen bile isteye çabaladı.]
İnsancıklarFyodor Dostoyevski