Su Diyarı, 1980’lerde İngiltere’de, bir tarih öğretmeninin eşinin işlediği bir suç ve çalıştığı bölümün kapatılması nedeniyle emekliliğe zorlanmasıyla başlıyor. Ülkenin, bataklık ve okyanusun akaçlanıp toprağın ıslahıyla yerleşim yeri haline getirilen bir bölgesinden (Fens) olan öğretmen, tarih dersiyle iç içe kendi hayatını ve birkaç kuşak ve yüzyıllar öncesinden başlayarak ailesinin hayatını anlatmaya başlıyor. Kronolojik olarak sıralı bir anlatım yok ancak takip etmesi zor bir metin de değil bu açıdan. Genel olarak üç ana izlek var: Birincisi, iki yüzyıl öncesinden başlıyor, toprağın ıslahıyla beraber bölgenin ilk oluşum sürecini ve öğretmenin ailesinin üç-dört kuşak öncesini anlatıyor. O zamandan parça parça ve yavaş yavaş günümüze doğru gelmesi çok keyifliydi. İkincisi, cinsel kimliği keşfetme aşamasındaki çocukların merakı yüzünden istemeden işlenen bir suç üzerine yoğunlaşarak öğretmenin çocukluk ve gençlik yıllarını aktarıyor. Üçüncü ve son izlek ise, öğretmenin bugünü ve verdiği tarih dersleriyle ilerliyor. Sorgulayan ve yargılayan bir tarih öğretmeni olan karakterimiz, Fransız Devrimi ve 1. ve 2. Dünya Savaşları gibi olayları merkeze koyduğu tarih dersini kendi ailesinin hikayesiyle paralellik kurarak anlatırken, tarih olgusunu da irdeliyor. Tarihin, gerek acılarından kaçma, gerek onu gerçekleştiren değil de ona seyirci kalan insanın gerçekliğinin tekdüzeliğinden kurtulma gibi sebeplerle insanın hikaye anlatma ihtiyacından nasibini nasıl aldığını sorguluyor. Gerçek nedir, tarih nedir, tarih doğrusal ilerleyen olaylar zinciri midir yoksa devamlı bir ilerleme değil de ileri gidiş ve dönüşlerle dairesel bir hareket midir sorularıyla tarihe çok farklı bir noktadan yaklaşıyor. Kendi ailesinin hikayesi ve dünya tarihi arasında kurduğu paralellik yanında, bölgede sıkça görülen yılanbalığının doğası ve yaşam döngüsüyle de cinsellik ve ensesti usta bir şekilde ilişkilendiriyor. Harika bir anlatımı ve mükemmel bir kurgusu var kitabın. Okurun merakını ve ilgisini sürekli canlı tutan, masal tadında, değişik zaman dilimlerinde gezinirken parçaları birleştirmenin inanılmaz keyifli olduğu bir metin. Hem başarılı bir kurgu ve okuru içine alan bir anlatımla güzel bir hikaye okuyor, hem de yazarın değindiği meselelere farklı bir bakış açısıyla bakıp, onun sorgulamalarına ortak oluyorsunuz. Çok sevdim. Postmodern eserlerden hoşlanan herkese (romanın çok ufak bir kısmında geçse de ensestten rahatsız olmuyorsa) muhakkak öneririm.