Puan vermedi·50 syf.··Beğendi
· Nasyonal Sosyalizm’in kara listesinde olan Yahudi bir yazar Zweig. Nazilerin, kendi ideolojileriyle bağdaşmayan her türlü kaynağı meydanlarda yaktıkları törenlerde Zweig’in kitapları da vardır, bir tanesi de Der Zwang’dır.
Nazi baskısı nedeniyle ülkesini terketmek zorunda kalmıştır Zweig. Artık düşlediği dünyanın bir daha varolmayacağına inandığı için , ülkesinden binlerce kilometre uzakta, eşiyle birlikte yaşamına son verir. Geride bıraktığı mektubuna şunları karalar: "Artık güneşin doğmasını bekleyecek gücüm kalmadı ama siz yeni doğacak güneşi mutlaka bekleyiniz."
‘Mecburiyet’i okuduğunuzda, Zweig’ın kendi yaşamına atıfta bulunur nitelikte olduğunu fark ediyosunuz. Birinci Dünya Savaşı’nın hüküm sürdüğü tarihlerde kaleme alınmıştır bu öykü. Kendini firari hisseden birisi gerçekten özgür müdür? Cepheye gitmek zorunda kalan bir asker önüne başka seçenekler sunulsa nasıl bir karar verir? Vatana hizmet, insan hayatından daha mı değerlidir? Yukarıdan gelen bir emirle hiç tanımadığın birine ateş etmek erdemli bir insanın davranışı olabilir mi?
İşte tüm bu soruların arasında sıkışmış kalan bir kaçağın cepheye çağırılma ve karar aşamasını okuyoruz bu kitapta.