Bir kaç gündür okuyacak hiçbir şey bulamayınca nostaljik davranıp Vampir akademisi serisini yeniden okumaya karar verdim. Sanki yeniden 14 yaşına dönmüş gibiyim, o kadar güzeldi ki... Dimitri "Dimka" Belikov iki metrelik boyu, karizmatik kovboy havası ve Rus aksanıyla ergenlik yıllarımın en büyük crushı. İlk okuduğum zamandan beri on küsur yıl geçmiş ama bendeki bu Dimitri aşkı ilk günkü gibi kalmış. Yatağımın başında posteri bile vardı kendisinin. Kaç yaşında kadınım hala karakteri yüzümde gülümseme ile okuyorum...
Kitap Slav mitolojisinden aşina olduğumuz kötü vampirler olan strigoiler, Moroi vampirler ve onları strigoilerden koruyan insanlardan olma yarı vampir çocukları olan dampirleri konu alıyor. Bir dampir olan Rosa, kendisinin en yakın arkadaşı ve aynı zamanda bir Moroi prensesi olan Lissa ile birlikte güvende olmadıklarını düşündükleri için okullarından ayrılıp ordan oraya bir kaçak hayatı yaşıyorlar. İki yılın sonunda Dimitri ve diğer gardiyanlar tarafından yakalanıp okula geri geliyor ve halihazırda kaçtıkları için mimlenmiş olan imajlarını düzeltip yeniden okula adapte olmaya çalışıyor ve bir yandan da tehtitlerden korunmaya çalışıyorlar.
Seri altı ana kitap ve altı yan kitaptan oluşuyor. Bir kaç yılda bir maraton yapıp 12 kitabı da okurum. Özellikle yazıldığı yıllara göre orjinal bir seri vampir akademisi. Akıcı da. Başlamanız ile bitirmeniz arasında bir kaç saat oluyor taş çatlasın. Bir de filmini yaptılar. O kadar nefret ediyorum ki o filmden. Keşke sırf popüler diye kitapların filmini yapmaktan vazgeçseler. Kimseyi memnun edemiyorlar işte, olmuyor, yapamıyorlar. Bir Lissa koymuşlar, kitaptaki zarif ve elegant Lissa ile alakası olmayan koca ağızlı tipik bir Amerikalı. Rosa asla betimlendiği gibi gür siyah saçlara ve kıvrımlı hatlara sahip olmayan minyon bir oyuncu. Hele Dimitri... Hele Dimitri... Daha fazla konuşup kendimi üzmek istemiyorum ama yani... Göz var izan var...
9/10