·520 syf.····Okunma: 28 Temmuz 2022 21:10 Şu an için şunu söyleyebilirm. Martin Eden bir yana, öbürleri bir yana. Kitap sayfalar çevirilip geride bırakıldıkça daha farklı ve büyük anlamlara taşıyor kendini.
Öncelikle alt sınıftan birinin cehaletinden utanması gibi klişe bir anlama ev sahipliği yapıyor, hani şu günümüz dizilerinde karşımıza çıkan zengin fakir uçurumu. Martin de Ruth ile kendisinde uçurum olarak adlandırdığı mesafeyi görüyordu. İlerledikçe ona aşık oluşunu, Ruth'un onu kendi çapında ideal bir erkeğe dönüştürmesine şahitlik ediyorsunuz. Ve tabii ki bundan faydalanan bir ailesi de var! Aman ne âlâ olay.
Sonrasında Martin'in giderek gelişmesine aradaki uçurumun çeşitli olaylarla kısalmasını görüyorsunuz. Bu sırada genç Martin yazar olmaya heves ediyor ve tabii ki Bay Butler'a pek bir hayran olan Ruth seçtiğiniz yolun yol olmadığına dair nasihatlar ediyor, sizi ideal erkeğine çeviriyor, haftada kazandığınız 5 dolar ile birlikte yağ sobanızın sizin için ne kadar makul olduğunu anlatıyor. Ta ki Olney Martin'in yapması gerekenin bu olmadığı, para kazanması gerektiği ve Saksonca gibi genel kültür eserlerine ihtiyacı olmadığını söyleyene kadar. Martin o andan sonra bile Ruth'a karşı çıkmayı reddediyordu, eh eskisine nazaran daha iyiydi en azından, Latince öğrenmeyi rafa kaldırdığında bile Ruth'a olan aşkındam öğrenmeyeceğini söylemişti kendine.
Ardından yaşananları zaten biliyoruz Martin'in çalışmak için uykusunu 5 saat kadar düşük bir rakama indirgemesi, buna nazaran çok daha fazla çalışması, kimsenin desteklememesine rağmen yazmaya devam etmesi. Ve bir gün Ruth ile birbirlerine açıldılar ve nişanlandılar. O ana kadar her şey çok iyiydi. Ne yalan söyleyeyim Ruth'a olan aşkını içten içe kıskanıyordum. Martin iki yıl nühlet istedi Ruth ise kabul etti. Sonrası Ruth'un sevgisi pek içten gelmediği için soğudum aşklarından. Zaten bir işe yaramayan ailesi gelmiş bir de planlarını uyguladıkları için seviniyorken Ruth'un Bay Butler gibilere pek bir sevdası vardı maalesef. Ayrı dünyaların insanları lafına hiçbir zaman pek itibar etmedim, ama bu kitapta bunu çok derinden bşr şekilde hissettim. Evet, Ruth Martin'i seviyordu ama Martin'in dediği gibi burjuva hayatını daha çok seviyordu. Onun daha çok sevdiği şey günümüz tabiriyle beyaz yakalı olmaktı. Hoş, Martin'in boynu kolalı yakalar için hassastı işin ironik yanı buydu zaten.
Kitapta en çok sevdiğim karakter Brissenden oldu dersem umarım Martin üzülmez çünkü sanırım onun için de aynıydı. Anlatmaya gerek yok görüyorsunuz tarzında kişilerden birisi olduğu için onu anlatmaya gerek duymayacağım. Fani'yi cidden okumak isterdim, hani şu asrın hatta asırların şiirini. Öldüğü kısmı okuduğumda içimde bir boşluk oluştu yüzümdeki kaslar bir anlığına boşaldı resmen. Ağlamak istedim ama ağlayamazdım pek, okuduğum sırada çocuk parkındaydım çünkü. Yine de bu günğn geri kalanını üzgün hissetmemi engelleyemedi.
Kitabın son demlerine doğru Martin'in bıkmışlığı göze çarpıyor. İnsanların iki yüzlülüğü sadece Martin'in değil sizin de aklınızdan aynı cümleyi geçiriyor. Kitaplar yazılmıştı... Evet bu alışık olduğumuz bir konu zaten ama yine de Martin ben açken niye yemeğe çağırmadınız şu an binlerce yemek alabilecek paraya sahibim zaten derken içimden bir şeyler koptu. Ruth'un otele güya tek gelmesi ve Norman'ın orada olması Martin'dense benim yüzüme tokat indirdi. Lizzie'nin bile onu çok tanımamasına rağmen Ruth'tan çok daha fazla şeyi göze alması cidden ironikti. Neyse işte öyle böyle Martin hayallerine ulaştı ama hiç olmadığı kadar da yalnızdı. Tükenmişti. Verdiği bütün sözlerden daha fazlasını tuttu. Açıkçası Lizzie'yi de götürür sanıyordum ama kitabın içinde Martin bunu düşünüyor ve cevabımı alıp yerime oturuyorum o kısmı geçelim.
Swinburne ile açılmış konu bir Swinburne ile bitti bu da bir başka ironik yanı kitabın. Doğduğundan beri denizdeki bir denizci olan, bir yağlı boya tablosundan etkilenip ta buralara kadar gelmiş Martin Eden'ın denizde ölmesi aslında Brissenden'in dediği gibi denizine ait olduğunu kanıtlıyordu aslında. Ölmesini beklemiyordum ama onun gözlerindeki yorgunluğu bile hissetmiştim sonlara doğru.
Bu eser için Jack London'a ne kadar teşekkür etsem az olacaktır ama elimden dahası gelmiyor. Martin hakkında bireyci olduğu için öldü ben sosyalistim diye yaşıyorum demiş olmanız birazcık üzdü ama yine de sonsuz minnettarım Sayın London.