Puan vermedi·184 syf.··Beğendi
···Okunma: 03 Ağustos 2022 00:00 Zeze’ nin hikayesini okumak kalbime dokunuyor. Orada, öyle bir yerde duran ve kitabı okurken tekrar kanayan bir yarayı… Hep bir arayış içinde, meraklı, yeri geldiğinde her taşın altına elini sokan küçük ve sevimli çocuğu. Yıllardır ailesi fakirlikleriyle mücadele ediyor. Anne yaşıyor, baba işsiz. Evlerinde yemek yemek için bile pek fazla bir şey yok. Karnı aç ama ruhun tok bir çocuk Zeze. Yeri geliyor ailesine yardımcı olmak için ayakkabı boyacılığı yapıyor. Ve tabii ki etrafından çok fazla insan olmasına rağmen kendini yalnız hissediyor. Yalnız ve anlaşılmaz. Kimse Zeze’ yi anlamıyor, hissetmiyor, dokunmuyor. Ta ki minik bir fidanla karşılaşıncaya kadar. Şeker Portakalı fidanı. Zeze biliyor ki o fidan onu anlıyor. Ne yapar iyi kalpli olduğunu görüyor ve onu yargılamıyor. Ailesi gibi değil. Her şeyini ona anlatıyor, onunla paylaşıyor. Sonra karşısına öyle biri çıkıyor ki onu “öz baba” yerine koyuyor Zeze. O kişi Portuga. Ve bir zaman sonra Zeze hayatın ne kadar acımasız olduğunu bir kere daha görüyor. Zeze’ nin hayalleri, umutları sönüyor. İçindeki o sönmek bilmeyen ışık artık yanmıyor. Ve son cümlesiyle kalplere dokunan o alıntı ruhumuza işliyor. “Kestiler bile baba, bir haftadan fazla oldu, şeker portakalı fidanımı kestiler.”