·424 syf.····Okunma: 07 Ağustos 2022 20:39 Bazı kitaplar vardır, üzerinde yazacak çok şeyiniz olur ama birtürlü kendinizi ifade edecek kelimeleri bir araya getiremezsiniz... Bu durumu sık yaşamasam da içimden geldiği gibi yazacağım. İncelememin belli bir kısmı içinden çıkamadığım şeyler yüzünden spoiler içeriyor. Eseri henüz okumamış olanlar büyük harfle spoiler olarak belirttiğim yerden sonrasını okumasalar iyi olur. Yaptığım tespitler ve emin olamadıklarım tamamen şahsi görüşlerim... Kimseyi incitmek, yargılamak amacı taşımıyor. Kendim için tuttuğum notlar sadece...
Neden okumalısınız?
Bu kitabı okumalısınız çünkü kurgunun içindeki kurgu yapısıyla bir değil birkaç kitabı bir arada okumuş gibi olacaksınız. Anlatım dilinin sadeliği ve akıcılığı, okuma sürecinde satır aralarında yakalayacağınız tespitler kiminize iyi, kiminize kötü şeyleri hatırlatacak... Sadece ruh halinizin karamsar olduğu dönemde başlamayın ki derinlere dalmayın.
Süreyya'nın çevresinde gelişen hikaye katmanlar halinde ilerliyor. Bir bölümde Süreyya'nın annesi Mesude Hanım'ın kendini ifade etmesini okurken diğer bölümde Süreyya'nın bugünleri olacak... Sayfalar akarken, bölümden bölüme geçerken kopukluk hissetmeyeceksiniz. İçsel betimlemelerin ağırlıkta olduğu eserde özellikle Mesude Hanım'ın anlatılarında şaşıracaksınız...
BURADAN SONRASI SPOİLER...
Kurgu içerisinde kafama takılan tek şey, Halim Kemal Bey'in eylemlerine dair yazılan bir cümle oldu... Yazarı, pedofil bir adamın -adam lafın gelişi kullanıldı- olaylara bakış açısını aktarmaktaki başarısı için tebrik mi etmeliyim yoksa olayı aktarma şekline bakarak normalleştirdiği için eleştirmeli miyim bilemiyorum. Dünden beri düşünüyorum... Kendi terk edildiği için kızını terk eden bir annenin pedofil bir baba ile kendini kıyaslayabilmesini anlayamıyorum... Aklım normalleştirdiği düşüncesine yatıyor... İlgili iki alıntıyı da buraya ekliyorum ki eğer bir gün yazarın diğer kitaplarını okursam incelememe dönüp baktığımda neler düşünmüşüm hatırlayabileyim:
"Cezaevindeki görüşte işte tüm bunlar konuşulurken, öfke ve çaresizlik içindeki Müşide, Halim Kemal Bey'in yüzüne bakıp tükürür gibi sordu:
"Onu da mı kucağına oturtup hırlayarak seveceksin baba? Ona da mı bana yaptıklarını yapacaksın?"
Başlangıçta bu sözlerde hiçbir kötülük bulmayan Mefkure Hanım, kocasının yüzünün allak bullak olduğunu görünce duyduklarına ne anlam vereceğini bilemedi. Halim Kemal Bey ise unutulduğuna inanmak istediği, kendisinin bile yok saydığı eski karanlık hatıraların yeniden önüne konmasının şaşkınlığıyla donup kaldı. Elbette hiç görmediği torununa bir kötülük yapmak değildi niyeti. Elbette değildi. Ama o kızına da kötülük etmek istememişti ki hiç. Kızını sevmişti. Kendince sevmişti. Bir babanın çocuğunu sevdiği gibi ... Babasının kendisini sevdiği gibi ... Ama ağzını açıp bir şey demedi, diyemedi.
Yıllar önce usulca odalara kapanıp, kimselere görünmeden sabahlara kadar ağlamasına sebep olan bu ağılı hissi tanımlayacak bir lafı yoktu. Bir hastalıktı bu, kendi babasından kaptığına inandığı bulaşıcı, belalı bir maraz. Hem karşı koyamadığı hem de suçluluk duyguları içinde debelenmesine sebep olan bir illet. Kızını incitmek istememişti hiçbir zaman. Onu sadece nasıl yapacağını bilemeden sevmişti. Öğrendiği tek yolla. Ve bu utancın kimse tarafından bilinmediğine, hatırlanmadığına inandırmak istemişti kendini yıllar boyu. Oysa kızının çocukluğundan beri neden babacığına hep uzak durduğunu tahmin etmesi güç değildi. Müşide okul bahanesiyle kaçar gibi evden giderken de için için biliyordu bu gidişin sebebini. Biraz da bu yüzden, geçmişin karanlık anılarıyla yüzleşmek zorunda kalmamak için sesini çıkaramamıştı o zaman. Bütün aile bir tokat için yıllarca küslük eden Müşide'yi anlayamamaktan yakınırken, o bu küskünlüğün hakiki sebebini tahmin ediyor, ama yanılıyor olmayı umuyordu. İşte şimdi yanılmadığını görmenin acısıyla, evladının gözlerine bakamamanın utancıyla yüz yüzeydi. Kızı hatırlamakla kalmıyor, hatırlananı tokat gibi yüzüne çarpıyordu.
Koca Halim Kemal Bey'in hiç görmediği küçük torunu, sırf dedesi canını yakmasın diye el alemin evinde bekliyordu. Ne söyleyebilir, nasıl anlatabilirdi ki kendisini şimdi? Sustu Halim Kemal Bey. Başını öne eğdi ve sustu. O susuş öyle ağır bir mana içeriyordu ki, bu yükün altında yüreciği ezim ezim ezilen onca yıllık karısı Mefkı1re Hanım oracıkta yere yığılıverdi. O gece şakağına dayadığı bir silahla kendini öldürdü Halim Kemal Bey."
Şu satırlar da Süreyya'nın düşünceleri olarak yazılmış: "Bir yanım Halim Kemal Bey'e mi benziyordu yoksa? Ben de sırf başka türlüsünü bilmediğim için onun kadar büyük bir kötülük mü etmiştim kızıma?"
İşte bu düşünceler yüzünden 2 yıldız vererek diğer kitapları okuduktan sonra burayı yeniden editlemek umuduyla şimdilik virgül koyacağım...